|
Çikolata Yüzünden Seks Manyağı Oldum! (1) (Nilüfer 33 Y., İstanbul)
Merhaba, ben
Nilüfer, şuan 33 yaşında, dul bir bayanım. O zamanlar Anadolunun bir
kasabasına bağlı ücra bir köyde oturuyorduk ve 16
yaşıma yeni girmiştim. Köydeki hemen herkes gibi bizim de maddi
durumumuz oldukça kötüydü. Herşey o yaz başladı. Yaz
başında ilk kez Adet olmuştum ve annemin demesiyle genç
kızlığa geçmiştim. Daha yeni çıkmaya başlayan
göğüslerim Limondan biraz iri idi, kalçalarım ise
ufacıklardı. İncecik vücudu olan, sarı saçlı,
zayıf bir kızdım işte. Sabahları ev işlerinde
anneme yardım ederdim, babam da köydeki küçücük bahçemizden geçimimizi
sağlamaya çalışırdı. Öğleden sonraları da
köyün çocukları ile toplanır, bahçelerde koşuşturur, köy
meydanında oynardık.
Yine böyle
bir gün arkadaşlarla oyun oynarken Hülya'yı gördüm. Üzerinde çok
güzel bir elbise vardı, elindeki çikolatayı yiyerek, annesi ile köy
meydanından geçiyordu. Bütün çocuklar ona hep hayran hayran bakardık.
Hülya, köyün en zengini olan Durmuş Ağanın tek
kızıydı. Aslında Durmuş amca 'Ağa' falan değildi.
Ama çok miktarda toprağı, meyve bahçeleri vardı ve köyde arabası
olan tek kişi oydu, o yüzden herkes ona 'Ağam' diye
seslenirdi. Biz Hülya'ya uzaktan bakarken, biri başımı
okşadı. Kafamı kaldırıp baktığımda, bu
Hülya'nın babası Durmuş amcaydı. Bana, "Neye
bakıyorsun öyle?" dedi. Ben kafamı Hülya'ya çevirince, "Elbisesini
mi beğendin, yoksa çikolatayı mı?" dedi ve güldükten sonra
tekrar başımı okşayıp yanımdan
uzaklaştı. Aslında hem elbisesinde hemde çikolatada gözüm
kalmıştı. Ama önemli olan, o an hayatımın
değiştiği andı, tabi ben bunun farkına çok sonra varacaktım.
Ertesi gün sabah yine erkenden kalktım, her sabah yaptığım
önce tavukları yemleyip, elime küçük kovalarımı alıp
aşağıdaki dereye su taşımaya indim. O zamanlar
evlerimizde su olmadığı için dereden
taşırdık. Dere eve biraz uzaktı. Büyük kovaları
taşıyamadığım için babam tenekelerden 2
küçük kova yapmıştı. Bunlarla her sabah dereye 6-7 sefer
yapardım. Tam derenin kenarına inmiş kovaları doldururken, Durmuş
amaca yanımda beliriverdi. "Merhaba kızım, senin adın
neydi bakayım, kimin kızıydın sen?" dedikten sonra
yanaklarımı okşadı. "Adım Nilüfer, Ekrem'in
kızıyım!" dedim. Durmuş ağa, "Yaaa öyle mi,
kocaman olmuşsun! Dün Hülya'ya pek bi dikkatli baktın, söyle
bakayım, elbisesini beğendin mi? Ayakkabıları da
yeniydi!" gibi sözlerle beni imrendirmek için herşeyi yapıyordu.
Sonra tekrar
yanaklarımı okşayıp, "Sana da alayım mı
onlardan? Çikolata da alırım sana!" deyince, ben
başımı kaldırıp gözünün içine baktım ve
"Sahi bana da alırmısın?" deyiverdim. Cahillik
işte, ne bileyim başıma gelecekleri. "Tabi
alırım! Ama önce senin bana biraz yardım etmen lazım!"
dedi. "Nasıl yardım edeceğim?" diye sorunca,
Durmuş ağa, "Bak kızım, sen artık kocaman
olmuşsun, pekde bir güzelsin! Kızlar büyüyünce erkeklere bazı
konularda yardım ederler!" dedi. Sonra hemen oradaki ağacın dibine oturdu, "Hele bir yanıma
gel de konuşalım!" dedi. Ben de dizlerimin üstüne yanına
oturdum. "Bak şimdi, eğer dediklerimi yaparsan ve kimseye
anlatmazsan, sana Hülya'nınkinden daha güzel elbiseler alırım,
çikolatalar veririm!" dedi.
O anda
gözlerim parladı. Bunu farkeden Durmuş ağa,
"Çikolatayı severmisin?" dedi. Ben de 'Evet!' anlamında
başımı salladım. Çünkü çikolata, şeker gibi
şeyler bizim için çok büyük şeylerdi, bayramdan bayrama ancak
tadardık. Cebinden küçük bir şeker çıkarıp uzattı.
Utanarak alıp açtım ve ağzıma atıverdim. Durmuş
ağa yüzünde bir gülümseme ile devam etti, "Bak şimdi
seninle birşeyler yapacağız, ama kimse bilmemeli, ozaman sana
dediklerimin hepsini alırım!" dedi. "Tamam Durmuş
amca!" dedim. O tekrar sıkı sıkı tembihledikten sonra,
ayağındaki şalvarı usulca aşağı
sıyırdı. O anda önünde sallanan şey dikkatimi çekti.
Dikkatli dikkatli önüne baktığımı görünce, "Bak
kızım buna sik derler!" deyip, sikinin gövdesini yavaş
yavaş okşamaya başladı.
Durmuş
ağa sikini okşadıkça, siki biraz daha uzuyor ve
dikleşiyordu. "Erkekler siklerinin okşanmasından,
öpülmesinden çok hoşlanırlar, memnun olurlar!" dedikten sonra
benim sağ elimi avucunun içine alıp sikini dibinden kavrattı ve
yukarı aşağı oynatmaya başladı. "Eğer
sen de beni memnun edersen, sana elbiseler alırım, istediğin
kadar çikolata yersin!" dedi. Bu arada ben halen şaşkın
şaşkın elimin içindeki 'Sik' dediği şeye bakıyor,
bir yandanda onun yardımı ile okşamaya devam ediyordum.
Durmuş ağanın siki bir süre sonra artık kocaman olmuş,
başı mantar gibi şişmişti. "Durmuş amca,
neden böyle büyüdü bu?" dediğimde, "Senin okşamanı
sevdi, şimdi diğer elinle de okşa bakayım!" deyip,
diğer elimi de tutturdu sikine. Şimdi iki elimle tuttuğum sikini
yavaş yavaş okşuyordum. Artık Durmuş ağa ellerini
çekmiş, yanaklarımı saçlarımı okşuyordu. Sikin
gövdesi artık avuçlarıma sığmıyordu. İki elimle
tutmama rağmen, halen biraz kısmı ve başı açıkta
idi.
Bu arada
Durmuş ağa entarimin yakasındaki 3 düğmeyi açıp,
entarinin omuzlarından aşağı usulca çekti, entarinin üstü
ve atletim bir anda belime düşüverdi. Şimdi üst kısmım
çıplaktı, ama ben halen onun sikini okşuyordum. Durmuş
ağa önce sırtımı biraz okşadı, sonra da iri Limon
büyüklüğündeki göğüslerimi okşayıp, hafif hafif
sıkmaya başladı. O anda içimde değişik duygular
hisstmeye başladım. Adını koyamadığım bu
duygu yüzünden yüzüm kıpkırmızı olmuş, amım
karıncalamaya başlamıştı. Sonra Durmuş ağa,
"Bak kızım, sikim senin okşamanı sevip kocaman oldu,
sikin kocamanına yarak derler!" deyip, "Hadi bakayım,
şimdi daha hızlı okşayıp memnun et beni!" dedi.
Ben de yarağı yukarı aşağı daha hızlı
okaşamaya başladım.
Durmuş
ağa biraz dikleşip, boynuma, oradan da göğüslerime
inerek, küçük öpücükler kondurmaya başladı. Önceleri
gıdıklansam da, sonradan bunun hoşuma gittiğini fark ettim.
Bir eliyle bir göğsümü okşarken, diğer göğsümü öpüyor,
ucunu yalıyordu. Sonra elini entarimin eteğinin içine usulca sokup,
kasıklarımı okşamaya başladı. Bu durum beni çok
etkilemişti, o anda amımdan su aktığını hissetim.
Artık Durmuş ağanın yarağını
sıkıca kavramış, dibinden ucuna kadar hızılı
hızlı sıvazlıyordum. Durmuş ağa, "Ohhh,
çok tatlısın yavrum, ohhh, 31 çektir ağana, ohhh,
yerim senin her yerini tatlı yosmam benim, şu küçük göğüslerin
güzelliğine bak!" diye inlemeli sesler çıkarmaya
başlamıştı.
Sonra
göğüslerimi ağzının içine alıp, uçlarını
emmeye başladı. Göğüslerim küçük olduğuğundan
tamamı ağzının içine sığıyor,
ağzında kayboluyordu. Sırayla bir sağ göğsümü, bir sol
göğsümü ağzına alıyordu. Ben o anda vücudumu kaplayan
inanılmaz sıcaklığı anlamaya
çalışırken, Durmuş ağa, "Ahhh, ohhh!"
diye hırıltılı sesler çıkarmaya başladı,
aynı anda da elleri ile kasıklarımı sıkıyordu.
Birden elimdeki yarağı kalp gibi atmaya, ucundan beyaz bir
sıvı fışkırmaya başladı. "Ohhhh,
bitirdin beni küçük kevaşeee, ohhh!" diye inledi. Sonra da siki
elimin içinde yavaş yavaş küçülmeye başladı. O an korku
ile ellerimi çektim. Durmuş ağa gözleri kaymış bir
şekilde, "Aferin sana, çok memnun ettin beni!" deyince çocukça
sevindim. "Hadi üstünü başını düzelt, ellerini de derede
yıkayıp, sularını götür, annen merak etmesin!" dedi.
Ben dediklerini yaparken, o da toparlandı ve "Yarın öğleden
sonra su doldurmaya gel, bak sana neler getireceğim!" deyip
yanımdan uzaklaştı.
Eve
vardığımda annem halen işlerle uğraşıyordu.
Anneme yardım ettim, sonra çocuklarla biraz oynadık. Ama aklımda
halen dere kenarında olanlar vardı, bir de yarın acaba
Durmuş ağanın bana ne vereceği. Akşam
yatağımda zor uyudum.
Sabah oldu,
herzamanki koşuşturma içinde öğleden
sonra olmasını bekliyordum. Öğleden sonra anneme,
"Anne dereden su getireceğim!" dedim. Annem de, "İyi
olur, akşam hepimiz yıkanırız, 5-6 sefer ediver
kızım!" dedi. Kovaları alıp hemen dere kenarına
koştum. Etrafa bakındım ama kimsecikler yoktu. 3 sefer eve
gittim geldim, halen Durmuş ağa gelmemişti. Dere kenarına
4. varışımda Durmuş ağa oradaydı, beni görünce
sırıtmaya başladı. Eliyle 'Gel' işareti yaptı.
Hemen yanına koştum. "Hele bir gel şu tarafa geçelim, bak
sana ne vereceğim!" deyip, elimden tutarak beni biraz ilerideki
çalılıkların arkasına götürdü. Bizi burada kimsenin
görmesine imkan yoktu. Sonra elini cebine atıp bir şey çıkardı,
o an gözlerim parladı. Bu Gofretli çikolatalardandı, daha önce
Hülya'nın elinde, birde muhtarın oğlu Ali yerken görmüştüm.
Çikolatayı
bana uzattı, ama ben tam alacakken çekti. Ben saf saf yüzüne bakarken,
"Hele şu entaririnin üzerini bir sıyırıver küçük
yosmam benim!" dedi. Ne dediğini tam anlamamıştım, ama
hemen yaka düğmelerimi çözüp, entarimin üstünü atletimle beraber belime
sıyırıverdim. Durmuş ağa çikolatayı elime
verirken, kendi de bana iyice sokuldu. Kısacık boyumla göğsüne
anca yetişiyordum. Ben çikolatayı yerken, o dizlerinin üzerine çöküp,
belimi sıkıca kavradı ve dünkü gibi göğüslerimi
ağzının içine alıp uçlarını emmeye
başladı. Biryandan da, "Çok tatlısın, tazeciksin,
ohhh!" diye mırıldanıyordu. Ben halen yavaş
yavaş çikolatamı yiyordum.
Sonra elleri
entarimin eteğinden içeri süzülüp minicik kalçalarımı
sıkıp okşamaya başladı. Halen göğüslerimi öpüp
yalıyor, tamamını ağzının içine alıp
alıp çıkarıyor, bu sırada da sürekli
şapırtılı sesler çıkartıp, "Çok
güzeller, her yerin minicik orospu, deli oluyorum sana!" diye
mırıldanıp duruyordu. Bir süre göğüslerimi göbeğimi
öpüp durdu, bu arada elleri sürekli kalçalarımı,
kasıklarımı okşayıp duruyordu. Ben de o sırada,
hem çikolata yemenin verdiği mutlulukla, hem de okşanmanın ve
öpülmenin verdiği o değişik duyguyla, içimde bir şeylerin
kıpırdanmaya başladığını hissediyordum. Yine
bacak aramda değişik birşeyler oluyordu, sonra amımın
sulandığını hissettim. Bir an işedim sandım. Ama
çok değişik bir duyguydu bu.
Çikolatam
bitmiş, öylece Durmuş ağaya bakıyordum. Bunu gören
Durmuş ağa ceketini yere serip üzerine oturdu ve şalvara
benzeyen pantolonunu ayağından çıkardı. Beni elimden tutup
yanına oturttu ve entarimi eteklerimden tutup çıkarttı.
Şimdi onun yanında sadece donumla kalmıştım. Sonra
yaklaşıp dudağımı öptü. Ben ne olduğunu
anlamamıştım. "Sana şimdi öpüşmeyi
öğreteceğim!" dedikten sonra dudaklarıma yapıştı.
Dudaklarımı emiyor, dilini ağzıma sokuyordu. Arada bir de
bana bakıp, "Sen de şöyle yap, böyle yap!" deyip duruyordu.
Ne diyorsa yapıyordum. Bir süre sonra ben de artık ona ayak uydurmaya
başlamıştım. Bu arada sürekli bacaklarımı ve
göğüslerimi okşuyordu. Çok değişik duygular içersindeydim,
vücudumun alev alev yandığını hissediyordum. Külodum
sırılsıklam olmuştu, bundan biraz utanıyor, bir türlü
neden ıslandığına anlam veremiyordum.
Sonra
Durmuş ağa kulağıma yanaşıp, "Aferin çabuk
öğreniyorsun, kısa süre sonra çok iyi öpüşürsün sen!"
dediğinde, kendimi sanki çok önemli bir şey yapmış gibi
hissettim. O anda gözüm sikine takıldı, dünkü gibi kocaman
olmuş, başı mantar gibi şişmiş, dimdik duruyordu.
"Hadi okşa sikimi! Dün yaptığın gibi yapacaksın,
hadi mutlu et ağanın kalkmış yarağını, küçük
meleğim!" dediği anda ellerim birden sikini kavrayıp
sıvazlamaya başladı. Bir süre daha göğüslerimi öpüp
okşadı, bu sırada bacaklarımı ve
kasıklarımı da sürekli okşuyor, hafif hafif
sıkıyordu.
Kulağıma,
"Biraz daha çikolata ister misin?" dedi. 'Evet' anlamında
başımı sallayınca, gömleğinin cebinden bir şey
çıkarıp, kapağını açtı. Bunu ilk kez görüyordum
(Bildiğimiz ekmeğe sürülen çikolata işte, ben ilkkez
görmüştüm ozaman). Sıcağın da etkisi ile iyice erimiş
olan çikolatadan parmağıyla biraz alıp ağzıma soktu.
Ben ağzımdaki çikolatayı yedikten sonra, biraz da sikinin ucuna
sürdü çikolatadan ve "Hadi ye onu!" dedi. Bu çok garibime
gitmişti, ama dediğini de yapmadan duramıyordum. Kafamı
aşağı eğerken ellerimi sikinden çekmiştim. Durmuş
ağa hemen, "Sikimi okşamaya devam et!" deyince tekrar
kavradım. O da ensemden aşağı yavaşça
bastırıp, kafamı sikinin ucuna getirdi, sikinin çikolatalı kafası
tam burunumun dibinde duruyordu.
Dilimle önce
biraz yaladım, çikolatanın tadı ağzıma gelince çok
hoşuma gitti ve dondurma yalar gibi hızlı hızlı
yalamaya başladım. Aynı zamanda da sikinin gövdesini iyice
kavramıştım ve sürekli yukarı aşağı
okşayıp duruyordum. "Aferin küçük yosmama, ohhh yala
ağanın sikini, bak nasılda mutlu ediyorsun beni, ohhh!"
diye inleyip, sikinin başına biraz daha çikolata sürdü. "Hadi
şimdi ağzını kocaman açıp sikimin
başını ağzına al!" dedi. Ağzımı
kocaman açıp, sikinin kafasını ağzıma aldım, ama
çok büyüktü, bütün ağzımı doldurmuştu, burnumdan zor nefes
alıyordum. Ağzımın içi tekrar çikolata tadı ile
dolmuştu. Sonra şeker emer gibi emmeye başladım.
Durmuş
ağanın elleri sürekli her tarafımı okşuyor, nerem denk
gelirse öpüyordu. Vücudumu tekrar ateş basmıştı. Onun
sikini okşayıp yalamak bende değişik duygulara neden oluyordu,
adını koyamadığım ama hoşuma giden
duygulardı bunlar. Durmuş ağa, "Dilinle etrafını
yala, ohhh, ucunu ağzına sokup çıkar, em onu, em
yarağımı küçük orospu!" diye mırıldanırken,
ensemden tutmuş sikine bastırıyordu. Dediklerini pek anlamıyordum,
ama anladığım kadarıyla ne derse yapmaya
çalışıyordum. Durmuş ağa yavaş yavaş belini
oynatmaya başladığında, sikinin gövdesi elimde, ucu
ağzıma girip çıkıyor, siki ağzıma girdiğinde
ucunu emiyor, hafif çıktığında dilimle yalıyordum.
Durmuş
ağa, "Bak birazdan beni çok mutlu edeceksin, ağanın beyaz
beyaz dölleri akacak, sakın kaçırma ağzını, yut
onları, tamam mı küçük orospum benim?" dedikten sonra, belini
daha hızlı oynatmaya başladı. Artık yarak
gırtlağıma kadar girip çıkıyordu, bu biraz midemin
bulanmasına neden oluyordu. Ama ben halen sikini yalayıp, emmeye ve
okşamaya çalışıyordum. Bir süre sonra Durmuş ağa,
"Ohhh, ağzını siktiğim küçük yosmaaa, al sana
ağanın dölleri, ohhh, amını da sikip dölleyecem senin,
ohhh, ağzını sikeyimmm senin, ıhhh!" diye,
inleyip hırladı ve sikinden beyaz bir sıvı
fışkırmaya başladı. Sikini ağzıma ittirip
ensemden bastırınca, ağzım o sıvıyla
dolmuştu. Çoğunu yutmuştum o sıvının, ama
tadı değişik gelmiş, midem bulanmıştı.
Kafamı hemen çektim, öğürmeye başladım.
"Durmuş
amca midem bulandı!" dediğimde, "İlk kez
tadıyorsun ya ondan, onlar benim döllerimdi, ağzını sikip
döllerimi yutturdum sana, ohhhh, çok zevk verdin bana orospum, zamanla
aışırsın küçük fahişem benim!" dedikten sonra
beni kucağına oturtup, sağ eli ile belimi sıkıca
kavradı. Kucağında ufacık kalmıştım.
"Bak şimdi ben de seni mutlu edeceğim! Hele bir tadını
al, ondan sonra hep peşimde koşacaksın!" dedikten sonra
omuzlarımı, göğüslerimi öpmeye başladı. Sonra
diğer elini donumun içine kaydırdı. Donum
sırılsıklamdı, "Ağam donum ıslak, utanıyorum!"
dedim. "Utanma meleğim, o senin zevk suyun, amın keyiflenince
böyle ıslanır, sikilip boşalmak ister!" dedikten sonra,
elini donuma yice sokup, parmağı ile amımın deliğini
okşamaya başladı. "Bak buraya am denir, eğer sikimi
buraya sokup boşalırsam, amını sikmiş olurum!"
dedi. Sonra kafasını göğüslerime gömüp göğüslerimi
ağzının içine alıp uçlarını emmeye
başladı. Göğüslerim ağzının içinde yok olurken,
eli de amımı daha hızlı okşamaya başladı.
Vücudum alev
alev yanıyordu. Amından sular sürekli akıyor, vücudumun
her tarafı kasılıp duruyordu. Bir süre sonra bütün vücudum
titremeye başladı, o anda sanki uçuyormuşum gibi bir his bütün
bedenimi kapladı. Durmuş ağanın elini bacaklarımın
arasına sıkıştırıp, farkında olmadan
kollarımı boynuna dolayıp kasıldım. O an dünyadan
kopmuşum, inanılmaz bir şeydi. Durmuş ağa belimden
sıkısıkı kavramış, halen yavaş yavaş
boynumu ve göğüslerimi öpüyor, amını yavaş yavaş
ovuşturuyordu. Kollarında mayışmış
kalmışım, kafam geri düşmüş, o anın verdiği
mutluluğu yaşıyordum. Durmuş ağa,
"Hoşuna mı gitti yosma, ha ha ha, nasıl, boşalmak iyi
geldi mi?" dediğinde, sadece 'Evet!' anlamında gözlerimi
kırpabildim.
Durmuş
ağa, "Bu yaşadığına boşalmak denir,
işte sen de beni boşalttığında böyle hissediyorum! Nasıl,
mutlu musun?" dedi. Halen kollarım boynunda sarılı idi,
başım omuzunda duruyordu. O ise yavaş yavaş vücudumu
okşuyordu. Bu duygu bile çok güzeldi. "Durmuş amca çok güzeldi, birdaha
yap!" diye inlemeli bir sesle kafamı kaldırıp ona
baktım. Durmuş ağa bir kahkaha atıp, "Ben sana demiştim
küçük kaltak, hele bir tadını al ondan sonra vaz geçemezsin diye! Amcığının
ateşi sönmedi galiba, ama şimdilik bu kadar yeter, sonra gene
yaparız!" dedikten sonra dudaklarıma yapıştı. Bir
süre öpüştükten sonra beni kucağından indirip, üstünü giyinmeye
başladı. Ben de üzerimi giyindim...
[Nilüfer]
|