|
Hani Marjinal Bizdik: Çarşaflı Nazmiye! (Halit 29 Y., Yozgat)
Üniversiteyi
Yozgat'ta okuduktan sonra iş bulmuş ve İstanbul'a hemen
dönmemiştim. Özel bir şirkette hesap kitap işlerinden anlayan
biri olarak her işe koşuyordum. Çok kazanmıyordum ama kira ve
diğer masraflarımın üstüne biraz para kalıyordu yine de.
İstanbul'daki baba mirası evden de kira geliyordu. Niyetim burada
biraz para biriktirip İstanbul'a dönmek ve orada bir iş
bulmaktı. Ki birkaç yılın sonunda elimde yeterince para olmuştu.
Gidiş
tarihimden iki hafta önce işimden ayrıldım,
tanıdıklarımla vedalaştım. Hem toparlanmak hem de
yoğun iş hayatından sonra ve daha yoğun olacak iş
arama sürecinden önce birazcık dinlenmek istiyordum. İstanbul'da bu
kadar rahat olamayacaktım. Üniversite sonrası yaklaşık
beş yılımın geçtiği bu şehirde pek kadın
yüzü görememiştim. Ne sevgili edinebilmiştim ne de eskort
çağırabilmiştim çünkü bunlar duyulsa evden atılırdım.
Böylesi tutucu bir şehirde bir yabancı olarak zaten göze
batıyordum yeterince. O yüzden internette pørnø sitelere girip filmler
izleyip sık sık 31 çekerdim ve her daim azgın olurdum.
O haftanın
başında kapım çalındı, gelen üst katımda oturan
Nazmiye Hanımdı. Karı koca oldukça tutucu, muhafazakar
insanlardı. Kocası takkeli şalvarlı bir tipti. Nazmiye
Hanım da her daim çarşaflı bir kadındı. Burada
oturduğum onca yıl doğru düzgün selam bile vermemişlerdi
bana. Oysa şimdi tek başına karşımda duruyordu Nazmiye
Hanım. Siyah çarşafının yüzünü örten peçesinden ela
gözlerinin ışıltısı sızıyordu.
Ayak üstü
selamlaştık, vedalaşmak niyetiyle geldiğini ve aşure
yaptığını söyledi, içeri girme ricasında bulundu. Şaşırmıştım
ama reddedemedim, "Tabii buyurun!" dedim. Terliklerini içeri aldı, o arada
siyah çarşafının altından görünen çorapsız çıplak
ayaklarının beyazlığı dikkatimi çekti. Geç
kalkmış, daha yeni kahvaltı yapmıştım. "Çay
sıcak, doldurayım mı bir tane?" diye sorunca, "Olur, nasıl
isterseniz..." dedi. Tedirgindi sesi. Böyle bir kadının benim gibi
bekar bir erkeğin evinde ne işi vardı?
Çayını
doldurup sehpanın üstüne koydum. Çorapsız ayakları uzun ve bol
çarşafının etekleri altında kaybolmuştu. Sadece
gözleri ve çay bardağını tutan pamuk gibi beyaz eli görünüyordu.
Peçesinin altını kaldırıp ağzını bana
göstermeden içiyordu çayını. Getirdiği aşureyi masanın
üstüne koymuştum. Çayını içerken, "Aşuremin tadına
bakmayacak mısınız?" diye sordu. "Ha, kusuruma bakmayın!"
diyerek bir kaşık alıp geldim.
"Geçen gün
yapmıştım ama size getirmeyi akıl edemedim, kusuruma
bakmayın..." dedi kabahatli gibi. "Ne demek!" dedim. Aşuresi çok
güzeldi, içindeki yoğun şeker ve kuruyemişler o anki
heyecanımı ve azgınlığımı tavana vurdurdu.
Bu hemen hemen benimle yaşıt ve niyeti belli olmayan mütedeyyin
kadının mahreminde olmak, sarhoş edici bir histi. Utangaç bir
şekilde yere, sağa sola bakınıyordu. Boş boş
konuşmaya çalıştık bir süre. "Kızımı
hatırlıyor musunuz?" diye sordu daha sonra.
"Şöyle
böyle, başınız sağ olsun tekrardan. Neyi vardı?"
diye sordum. "Kalp. Daha önce de bir kızımız aynı
sebepten vefat etmişti. Arada da birkaç kere düşük yaptım."
dedi. Şaşırmıştım bana bunları söylemesine.
"Size bu anıları hatırlattığım için özür dilerim!"
dedim. "Özür dilemenize gerek yok... Kocam Mücahit'le amca
çocuklarıyız. Keşke evlenmeseydik diyorum arada bir. Ama en
baştan beri böyle olmak zorundaydı, onu da biliyorum..." dedi.
Anlaşılmıştı
olay. Akraba evliliği sonucu çocukları hasta doğuyor ya da
düşük yapıyordu. "Ve şimdi bir çocuk daha yapmak istiyor,
ama belli ki o çocuk da hasta doğacak. Ben istemiyorum. Ama artık
dayanacak gücüm kalmadı. Tehdit etmeye başladı beni... Eğer
kabul etmezsem ve hamile kalamazsam beni boşayıp kız
kardeşimle evleneceğini söylüyor. Bizde adet böyledir... Bizde dul
kadınların hiçbir hakkı olmaz, annem babam, abilerim kabul etmez
beni, eve dönsem de almazlar. Gidecek bir yerim de yok, çaresiz kaldım..."
dedi. Başını eğmiş, gözleri halıda geziniyordu
bunları söylerken.
"Çok büyük
bir acı gerçekten... Sizin için üzüldüm. Ama bunun benimle ne ilgisi var?"
diye sordum. Aynı şekilde başını hiç kaldırmadan
konuşmaya başladı: "Halit ağabey... Bu umutsuzluğa,
çaresizliğe dayanamıyorum artık... Siz hem kocama benziyorsunuz,
hem bekarsınız, hem de erkekliğiniz yerinde gibi. En önemlisi de
artık buralara bir daha uğramayacaksınız... Kurban
olayım beni hamile bırakın, tek kurtuluşum bu... Hem beni
hem gelecekteki çocuğumu hem de kardeşimi
kurtarırsınız. Kız kardeşim daha 18 bile olmadı.
Hem Mücahit onunla evlense benim yaşadıklarım onun da
başına gelecektir. Onun da hayatı mahvolacak..." dedi.
Çok tuhaf bir
teklifti bu, şaka gibiydi sanki ama kadının çekingenliği ve
ciddiyeti her hareketinden anlaşılıyordu. Şaşkına
dönmüştüm. "Pardon, yanlış mı anladım acaba? Şey,
nasıl yani? Siz benimle ilişkiye girmek mi istiyorsunuz, benden çocuk
mu yapmak istiyorsunuz?" diye sordum kekeleyerek.
"Evet, başka
çarem kalmadı. Kocamdan hamile kalmak istemiyorum. Akrabayız sonuçta,
bunu değiştiremeyiz. Kaç zamandır bana elini sürmek
istediğinde kaçıyorum, istemediğimi söylüyorum. Birkaç kere
bunun için dövdü beni ama yediğim dayakta değilim ben. Hasta bir
çocuk doğurmak istemiyorum. Sağlıklı bir bebek için her
şeyimi vermeye razıyım. Çaresiz olsam böyle bir şeye
başvurur muydum hiç?" dedi.
Acaba benimle
dalga mı geçiyordu Nazmiye Hanım, yoksa giderayak bana bir oyun mu
oynamaya kalkmıştı. Bunu söylediğimde başını
kaldırıp baktı, titreyen sesiyle, "Ben çaresiz bir kadın
olarak sizden yardım istemeye gelmiştim sadece. İyi niyetinize
sığınarak bunları söyledim size. Dalga geçmek ya da oyun
oynamak gibi bir niyetim neden olsun. Eğer istemiyorsanız giderim!"
dedi ve kalkmaya niyetlendi. "Lütfen oturun, lütfen. Kabul edersiniz ki bu
normal bir şey değil. Yani beni de mazur görün..." dediğimde, "Normal
olmadığını elbette biliyorum!" dedi.
Suskunca teklifini
düşündüm, bir yanda bu işin ne kadar ahlaksızca olduğu,
kocasının olanları anlama riski, doğacak öz çocuğumu
bu insanlara emanet etme zorunluluğu vardı. Diğer yanda ise
kadının acılı hali, ailesinin ve kız kardeşinin
geleceği ve bu çöl gibi şehirde parayla satın
alınmamış, kocasından başka el değmemiş bir
kadına sahip olma şansı vardı. Nazmiye Hanım gibi bir
kadına hayatım boyunca bir daha dokunmam bile mümkün
olmayacaktı.
"Emin
misiniz?" diye sordum. Cevabı kesindi: "Eminim. Bunu çok uzun
süredir düşünüyordum. Sadece kiminle yapabileceğimi bilmiyordum.
Kafamda baba adayları vardı ama hepsi de kocamın
tanıdığı insanlardı. Öyle bir şeyi onlarla yapmam
mümkün değildi. En son etraftan sizin buradan gideceğinizi duyunca
aklıma girdiniz. Sizden daha iyi bir aday bulamayacağımı
anladım. İşleyeceğim günahın farkındayım ama
böyle bir şansı kaçırırsam sonraki çocuğum veya
bacım bunu öbür tarafta benden sorar diye korkuyorum..." dedi. Konuşması
bittiğinde sesi ağlamaklı bir haldeydi, belki de
ağlıyordu gözlerini iyice yere eğdiğinden göremiyordum.
Bir süre daha
düşünüp durdum. Nasıl bir şeydi bu istediği? Onca
yıldır burada oturuyordum ama sadece birkaç kez görmüştük
birbirimizi. Ve sadece birkaç kez gördüğü bir adamdan çocuk yapmak
istiyordu Nazmiye Hanım. Yaşadıkları gözünü
karartmış ve bu kararı almasına sebep olmuştu. İşleyeceği
günahın bedelini ödemeye razıydı.
Başını
kaldırınca gözlerindeki yaşları gördüm. Eliyle onları
silerken vereceğim cevabı bekliyor, merakla bakıyordu. İçimden
(Ne olacaksa olsun!) dedim, daha fazla uzun uzadıya düşünmedim.
Başımı salladım kabul ettiğimi gösterir şekilde.
Ağlayan gözleri şimdi mutlulukla parladı, "Allah razı olsun!"
dedi titreyen sesiyle.
"Peki nasıl
olacak, nasıl yapalım?" diye sordum. Kafamda hayaller kurmuştum
bunu sorarken. Nazmiye Hanımı yatağa atıp çatır
çatır sikeceğimi sanmıştım, ama kadın
planını önceden hazırlamıştı. Yatak odama gidecekti,
orada soyunacaktı, yatağa uzanıp beni bekleyecekti. Ben
dışarıda 31 çekecektim, tam boşalacağım
sırada odaya girip içine boşalacaktım.
Nazmiye Hanım
odaya girdikten sonra heyecanım tavan yaptı. Kalbimin şiddetli
atışlarını duyuyordum. Birkaç dakika sonra
yarağımı çıkardım ve 31 çekmeye başladım,
soyunmamıştım. Kapının önündeydim. Boşalmaya
yaklaşmıştım artık. Kapıya vurdum, "Gir!"
sesini duydum.
Odaya girdim,
yatağın üstünde yatıyordu Nazmiye Hanım. Perdeler
çekiliydi. Vücudunu benim kalınca koyu renkli battaniyem örtüyordu.
Çarşafını çıkartmış, köşeye koymuştu,
ama başına siyah renkli, bereye benzeyen bir bone
takmıştı. Bonenin arkasından saçının topuzu fark
ediliyordu. İlk kez gördüğüm oval yüzünün şekli çok hoştu.
Bembeyaz teni pürüzsüzdü, çarşaflı olsa da bakımlıydı.
Uzun siyah kirpikleri, kalın ve biçimli kaşları vardı.
Büyük ela gözleriyle korkarak bakıyordu.
Pantolonumu ve
külotumu çıkarttım. Yatağın ucuna geçtim, bu sefer
gözlerini benden kaçırmaya başladı. Yarağımı
görmek istemediği belliydi, ki benim de özellikle göstermek gibi bir
niyetim yoktu. Battaniyeyi yavaş yavaş kaldırmaya
başladım. Yılda belki de en fazla 4-5 gün güneş gören
ayakları, bilekleri ve bacakları mermer gibiydi. Kılsız,
tüysüz, tertemizdi.
Battaniyeyi
kaldırmaya devam ederken, "Bu kadar gördüğün yeter... Başla
şu işe artık!" dedi. Yutkundum. Dizlerinin üstünde
kalıyordu battaniyenin alt sınırı. Ellerimle iki tarafa
doğru açtım bacaklarını. Bu hareketim battaniyeyi biraz
daha ittirmişti, öyle ki artık yatağın sert yüzeyinden
taşan kalçalarını ve tamamen tıraşlı
kasıklarını ve arada kalan amını görebiliyordum. En
ufak bir tüy bile yoktu vücudunda.
Bacaklarını
dizlerinden bükerek iki yana açtı. Ancak battaniyeyi daha fazla açmamaya
dikkat ediyordu. Boşalmak üzere olan yarağımı amının
üzerine getirdim, kılsız tıraşlı amına
aşağı yukarı sürttürmeye başladım. Hiç
ıslanmamıştı Nazmiye'nin amı ve aynı zamanda
gereksiz yere titriyordu. Kendini kasıyordu fazlasıyla. Birkaç kez
denedim ama olmadı. Giremiyordum, vajinismus gibi bir şey olmuştu.
"Rahatla lütfen, yoksa bu işi iyice zorlaştıracaksın!"
dedim.
Ağlamaklıydı
sesi. "Sen tecrübeli değil misin, bunun özel yöntemleri
varmış! Yaparsın!" dedi. "Peki ama sonra namusumu iki
paralık ettin diye zırlamak yok, ona göre!" dediğimde, "Yok!"
diyerek karşılık verdi. O zaman amını parmaklamaya
başladım. Dikkatlice, nazikçe ve de onu ürkütmemeye
çalışarak okşuyordum. Zamanla kasılmaları azaldı
ve yavaş yavaş açılmaya başladı amının pembe
dudakları. Sonra da ıslaklık hissettim parmaklarımda.
Baktığımda gözleri kapalı halde başını
gelişigüzel salladığını gördüm. Daha derin nefes
alabilmek için dudaklarını ayırmıştı, Nazmiye
zevk alıyordu.
Şeytan o an
aklıma girdi, orgazm edene kadar Nazmiye'yi parmaklayacaktım.
Amının ince dudaklarını okşuyor, minik
bızırına başparmağımla bastırıyordum.
Amını avuçlamıştım. Orta parmağım ise
amının üzerinde gidip geliyordu, içine sokmakla sokmamak
arasında kararsız kalmıştım. Bu arada Nazmiye
kıpkırmızı olmuştu, beyaz yüzü terlemiş, kendini
kaybetmişti. "Tekrar dene! Olmuştur artık. Kocamla bile bu
kadar gevşemiş hissetmiyordum!" dedi.
Sözleri üzerine
dizlerimin üzerinde doğruldum. Onun amı gibi benim de
yarağımın kafasından zevk sıvıları
gelmişti. Ancak Nazmiye'nin amı ile uğraşınca
boşalmanın eşiğine geldiğim halde başlangıca
dönmüştüm. Bir süre inişe geçmiş yarağımı
kaldırmak için okşayıp sıvazladım. Sonunda sert bir
sopa gibi olduğunda yavaşça bacaklarının arasına
yerleşip yeniden amının üzerine sürttüm kısa bir süre.
Amının üzerinde git gel yaparken dudaklarının
yarağımın kafasındaki dokunuşlarını
hissediyordum. Ancak Nazmiye sabırsızdı. "Sok artık
şunu, uzatma!" dedi otoriter bir ses tonuyla.
"Tamam!" diyerek
bastırmaya başladım. Amı yavaşça içine almaya
başladı yarağımı. Evet, rahatça girmiştim.
Yarağımı çepeçevre sarmalamıştı amının
etten duvarları. Onca yıllık evli ve iki çocuk
doğurmuş bir kadın için amı oldukça dardı. Bu da
yaşadığım heyecanı ve aldığım zevki
katlıyordu. Git gel yapmaya başladım amında. Amı
ıslanmıştı ve aynı zamanda içine köz
atılmış bir fırın gibi yanıyordu.
Kalın
battaniye halen üzerindeydi, altında kalmış ve onu üstünden
atmaya niyeti yok gibiydi. Ellerimle vücudunun yanından yatağa
bastırmıştım. Ancak ona daha fazla dokunmak, ellerimle
vücudunu, etini hissetmek istiyordum. Ellerimi alta atıp beyaz dolgun
kalçalarını kavradığımda, "Yapma..." dedi titreyen
dudaklarıyla. Ancak onu dinlemedim ve parmaklarımı etine
bastırdım. Bu sırada acı bir inilti çıktı
dudaklarından. Amındaki yarağım sanki jiletle
kesiliyormuş gibi bir sızı hissettim. "Yavaş, sakin ol,
kendini kasma!" dediğimde, "Çok acıdı, çıkart lütfen!"
dedi.
Yavaşça
kendimi geri çektim ve yarağımı çıkardım amından.
İçinde olduğu durum ve yaşadıkları, hissettikleri
sonucu vajinismus olmuştu Nazmiye, kendini kasıyor,
sıkıyordu. Tekrar denemek istedim, yarağımın
kafasını tutup bastırdım amına ama nafile. Etten bir
duvara dönüşmüştü amının girişi. "Rahatla lütfen,
sakin ol, kendini kasma, böyle yaparsan olmaz bu iş!" dediğimde, "Kolaysa
sen rahatla, neler hissediyorum biliyor musun?" dedi. Dudakları titriyordu
bunları söylerken. "Olmayacak, biliyordum olmayacağını!"
dedi, ağlamaya başlamıştı.
"Tamam, bak
yeniden deneyelim, sakin ol, kendini bana bırak, hiçbir şey
düşünme!" dedim sakinleştirici bir tonla. Böyle bir noktaya geldikten
sonra geri dönmeye niyetim yoktu. Kalkıp gitmesine izin veremezdim.
Yeniden amını parmaklamaya başladım.
Başparmağımla ovalıyordum. Bir süre o şekilde devam
ettikten sonra bu kez orta parmağımı yavaşça sokmaya
başladım. İlk boğumuna kadar içine girdi ama
bastırdığım halde daha ileri gitmesine izin vermiyordu
amı.
Fısıltılı
bir sesle, "Tamam, sakin ol, bacaklarını biraz daha aç, kendini bana
bırak!" dedim. Ona güven vermeye çalışıyordum. Nazmiye
dediğimi yapıp bacaklarını daha da ayırdı.
Battaniye karnından yukarısını görmeme izin vermiyordu. Bembeyaz
kalçalarının ortasında biraz kararmış görünen ama
tıraşlı kasıklarını okşadım bir süre.
Yeniden parmağımı amına sokmadan önce daha da
rahatlamasını istiyordum. Bu arada amının hemen
altındaki göt deliği de görünüyordu. Amı bu kadar darsa götü kim
bilir nasıldır diye düşünmeden edemedim.
Pembe am
dudaklarını parmak uçlarımın arasına aldım.
Hafifçe sıkarken ıkınmayı andıran bir ses
çıkardı Nazmiye. Bızırını okşadım daha
sonra. Ikınmaları biraz daha artar gibi oldu. "Tamam, bak böyle iyi
gidiyor, sakin ol!" dedim ve orta parmağımı yavaşça soktum
amına. İlk boğumundan sonra bu kez parmağım daha
derinlere girmeye başladı. Yavaş yavaş açılıp
genişliyordu amı. Sımsıcaktı içi ve
parmağımı yakmaya başlamıştı. İçinde
yavaşça git gel yapıyordum parmağımla ve sağa sola
çeviriyordum. Dibine kadar içindeydi. Amının
darlığını hissediyordum. Ara ara içinde bir delik
açılıp kapanıyordu sanki, parmağım bir noktada duruyor
ilerisine gidemiyordu ama bastırınca dibine kadar yerleşiyordu
amına.
Bütün bunlar
olurken yarağım sertleşmiş halde zonklamaya
başlamıştı. Artık amına girip boşalmam
gerekiyordu yoksa olduğum yerde dışarıya
boşalacaktım, kendimi daha fazla kontrol edip tutacak halim
kalmamıştı. "Tamam, şimdi içine girecem, sakin ol, derin
derin nefes alıp ver gerekirse, bir şey düşünme,
aklını boş bırak!" dediğimde, "Tamam!" dedi usulca.
Dizlerimin
üzerindeydim yeniden. Yuvarlak dizlerinden tuttum Nazmiye'nin. Bir elimle
yataktan destek alırken diğeriyle yarağımı tuttum ve
amına bastırdım. Kafası yavaşça gözden kaybolurken Nazmiye
başını geriye attı, gözleri kapalı haldeydi,
dudaklarını sımsıkı kapatıp açıyordu.
Bastırdıkça daha da girmeye başlamıştı içine.
Açılıp kapanan delik bu kez yarağımın önüne
gelmişti. Daracık amı yarağımı
sımsıkı sarmıştı yine. "Sakin ol, kendini
bırak!" demek zorunda kaldım. Nazmiye o ara üstündeki battaniyeyi
kenara çeker gibi oldu, altındaki beyaz ince askılı atletiyle
sutyeni göründü.
Bastırmaya
devam ettikçe delik de açıldı ve yarağım tamamen amına
girdi. O an derin bir zevk iniltisi boşalıverdi dudaklarımın
arasından. Harika bir duyguydu bu. "Ohh... Çok güzelsin Nazmiye.
Kocan hiç amını dolduramamış, bunca yıldır
evlisin, amının bu kadar dar olması çok garip!" dedim.
"Sus, öyle konuşup da beni daha kötü hissettirme! Girebileceğin
kadar derine gir, boşa gitmesin döllerin!" diyordu, sesi
yükselmişti bu sırada.
Böylesi dar bir
amın içinde onca zamandır da kadın yüzü görmeyince boşalmam
gecikmedi. Birkaç kez sertçe yüklendim amına. "Ihhh, ahhh!" diyerek
gözleri kapalı halde başını sağa sola sallarken
boşalmaya başladım. Sanki sadece döllerim değil vücudumdaki
tüm sıvılar oluk oluk amına akıyordu. Yoğun bir
sıcaklık hissettim yarağımda, aynı zamanda
gıdıklanır gibi oluyordum.
Amından
çıktım, doğruldum ve sırtımı dönerek oturdum
yatakta. Çok zorlanmamıştım ama yine de yorulmuştum. Bir
süre sessizce kaldık, yarağım inişe geçerken üstüne
bulaşan döllere baktım. Nazmiye'nin amını
sulamış, tohumumu ekmiştim. Yakında bu tohum filizlenmeye
başlayacak ve yaklaşık 9 ay 10 gün sonra meyvesini verecekti.
Kocasının hastalıklı dölündense benim sağlam dölümü
tercih etmişti Nazmiye. Kitaplarda okuduğum, belgesellerde
izlediğim dişi hayvanların çiftleşmek için erkek
hayvanlarda aradığı özellikleri Nazmiye de aramış ve
bende bulmuştu.
Başımı
geriye çevirip ona baktığımda iki elini kaldırmış
mırıldanarak dua ettiğini gördüm. Gözleri yine
kapalıydı. Çocuğunun olması için yaptığı dua
biterken gözlerini açıp bana baktı. "Sence olmuş mudur?" diye
sordu. "Bilmem, olmuştur herhalde..." dedim. Ancak Nazmiye benim gibi
düşünmüyordu. Sanki hesap kitap yapıyormuş gibi
parmaklarını saydı bir süre. "Benim hesabıma göre daha
yapmamız gerek..." dedi. Sonra da, "Yeniden yapalım!" diye ekledi.
İkinci bir
sikişme için biraz zamana ihtiyacım vardı. "Biraz daha
bekleyelim, hem vücudum bu süre içinde biraz daha döl üretmiş olur!"
dediğimde, "Öyle mi oluyor?" dedi gözlerini kocaman açarak. "Öyle, daha
yeni boşaldım, akan aktı, gidenlerin yerine yenilerinin gelmesi
zaman alacak!" dedim. Yıllar önce bir dergide okumuştum bununla
ilgili bir makale. Gerçek olup olmadığını bile bilmiyordum
ancak Nazmiye inandı sözlerime.
Kolundaki ince
deri kayışlı saate baktı. Bembeyaz ve kıldan, tüyden
arınmış kolu açığa çıktı. "Saat şimdi
1, ben iki saat sonra gelsem olur mu?" diye sordu. "Olur!" dediğimde, "Tamam
o zaman. Hem ben de gusül abdesti alıp namazımı
kılmış olurum..." diyerek benden odadan çıkmamı
istedi. Yerdeki külotumla pantolonumu giyinip çıktım odadan.
Birkaç dakika
sonra kapı açıldı. Nazmiye yeniden siyah
çarşafının içindeydi. Ela gözleri mutlulukla parlıyordu.
"Allah razı olsun!" diyerek daire kapısının deliğinden
dışarı baktı. Merdivenlerde kimsenin
olmadığını görünce de terliklerini giyip çıktı.
O gittiğinde
yaşadığım neydi böyle diye sordum kendime. Düş müydü,
hayal miydi? Nazmiye gibi tutucu, çarşaflı bir kadını
sikmiştim. Yabancı bir erkekle asansöre binmeyen kadın
yatağıma girmiş, yarağımın tadına
bakmıştı. İşten eve evden işe gidip gelen kendi
halinde mazbut bir hayatım olmuştu burada.
Çalıştığım işyerinde bile beni çoğu zaman
kendilerinden biri gibi görmemişti insanlar. Arada bir alkol
aldığım için dışlandığım olmuştu.
Beni marjinal biri gibi görmüşlerdi. Ama Nazmiye'nin marjinalliği
karşısında ağzım açık kalmıştı.
Bir sigara
yaktım. Uzun zaman sonra sikiş sonrası zevk sigarası
içiyordum. Ve Nazmiye sayesinde kim bilir daha kaç tane içecektim...
[Halit]
|