|
Lüks Villada Seks! (7) (Tahsin 38 Y., Samsun)
Üstümü
başımı düzeltip bir sigara içtikten sonra eve geçtim. Hanife
mutfakta yemeği hazırlıyordu. Beni görünce, "Nerdesin, gene
ne haltlar çeviriyorsun?" dedi, sinirli bir hali vardı. Cevap vermek yerine, "Ne oldu, sen neye kızdın?" diye sordum.
Fısıltılı bir sesle, "Bu orospuya kızdım!"
dedi. Meliha Hanımdan bahsediyordu. Arkada ne
yaptığımızı görmüş ya da anlamış
mı yoksa diye korkuya kapıldım, ama öyle
olmadığını anlayınca rahatladım.
Hanife, "Çorbanın
üstüne salçalı sos yaptım, kavurdum tereyağında. Yok, bana
sormadan niye yaptın, yok bize dokunuyor, öğrenemedin mi falan filan
bir sürü şeyler deyip gitti. Sinirimi bozdu!" deyince omzuna vurup, "Tamam
üzülme, sen de bundan sonra yapmazsın olur biter!" dedim. Hanife
dudaklarını büzüp, "O kadını senin yanında
görünce zaten cinlerim tepeme çıkıyor, bir de böyle söylemesi daha da sıktı canımı!" dedi
sözlerim üzerine. Oflayıp
pufladıktan sonra, "Ne yapalım, gidelim o zaman buradan, madem
istemiyorsun!" dediğimdeyse, "Manyak mısın,
yağlı kapıyı bulmuşum bırakır
mıyım?" dedi gülerek. Saniyeler içinde değişiyordu
karakteri.
"Ben banyoya
gidiyorum, gelirim biraz sonra!" diyerek bizim kata çıktım.
Tuvaletimi yaptıktan sonra yıkandım, gündüz vakti cenabet gezmek
istemiyordum. Aynı giysilerimi giyinip aşağı indiğimde
Hanife sofrayı hazırlamıştı. Numan Bey ve Meliha
Hanımın gelmesini bekliyordu. "Senin yemeğini vereyim onlar gelmeden!" deyince küçük masaya oturdum. Hanife çorbamı koyarken,
Numan Beyin, "Tahsin geç bizim masaya, beraber yiyelim!" diyen sesi
çınladı koca salonda. Aynı telefon ekranındaki gibi
gülümsüyordu. Eliyle işaret edip, "Al çorbanı geç masaya, Hanife
sen de gel!" dedikten sonra kendi sandalyesine oturdu.
Meliha Hanım
da banyo yapmış gibiydi. Beyaz yanakları
pembeleşmişti. Kahverengi pardesüsü ve başındaki
türbanını çıkarmıştı. Şimdi turkuaz rengi
önü fermuarlı bir ferace ile sarı renkli desenli büyük bir türban
vardı başında. Kocasının yanındaki sandalyesine
oturdu. Ben karşısındaki sandalyeye geçerken Hanife de benim
yanıma oturdu. Numan Beyin her zamanki duasından sonra yemeğimizi sessizce yemeye başladık. Meliha Hanım kocasının
yanında ağzı var dili yok bir haldeydi yine. Kaçamak
bakışları zaman zaman bana ve Hanife'ye yöneliyordu. Numan Bey
ise ailenin reisi olarak bizleri gözetliyordu sanki. Yemek sırasında
birkaç soru sordu bahçeyle ilgili. Yemeğin ardından ben bahçeye
çıkarken, onlar Hanife'nin yaptığı kahvelerini
yudumluyordu.
Akşama
doğru Hanife yanıma geldi. Yüzünde anlamını iyi
bildiğim gülümsemesi vardı. "Ne oldu, ne arıyorsun burada?"
diye sorduğumda, "Seni özledim!" dedi. Küreği tutan koluma
sarıldı. "Ne o kız, azdın mı yoksa?"
dediğimdeyse, "He, azdım!" dedi küçük bir kahkaha atarak. "Deli olma, görecekler bizi!" deyince, "Onların götünde pireler
uçuşuyor şimdi, karı koca yattılar. Akşama yemek
yapmamı da istemediler, işim yok. Bu gece zaten yapamayız. Hadi
be, özledim seni!" diyerek kedi gibi sırnaştı.
Ardından da elimdeki küreği alıp yere attı. Tuttuğu
elimi sol memesine götürdü.
Çiçekli bol
gömleğinin altındaki sutyensiz memesini hissedince yarağım
hareketlenmeye başladı birden. Meliha Hanımın
tadını aldığımdan beri karımı
unutmuştum. "Yukarı çıkalım o zaman!" deyince
itiraz edip, "Ses edip de uyandırmayalım şimdi, bahçede yapalım!" dedi. "Bahçede nerde yapacağız be, delirdin
mi?" diyerek itiraz edecek oldum, ama Hanife, "Gel benimle!"
diyerek halen tuttuğu elimden çekiştirip beni arkaya doğru
sürükledi.
Birkaç saat önce
Meliha Hanımın ağzına verdiğim yere gelmiştik.
Köpek kulübesinin yanındaydım yine, ama şimdi yanımda
Hanife vardı. Meliha Hanımın üstüne oturduğu kova aynı
şekilde duruyordu, içtiğim sigaranın izmariti de yerdeydi. Ama Hanife bunları fark etmedi bile. Yeşil çimlerin üzerinde diz çöktü
hemen önümde. Pantolonumun kemerini, düğmesini ve fermuarını
açtı. Ayaklarıma inen pantolonumu çıkartmamı istedi.
Yarım botlarımı çıkardıktan sonra pantolonumu,
ardından da aşağı sıyırdığı
külotumu çıkarttı çabucak. Yarağımı kavradı
hemen. İnik haldeki yarağımın kafasını emmeye
başladı. Meliha Hanımdan sonra yarağım
karımın ağzındaydı.
Hanife
hızlı hızlı emiyor, yalıyordu. Sağ eliyse
taşaklarımdaydı, her ikisini usul usul canımı
acıtmadan sıkıp bırakıyordu. Gözleri üzerimde,
neşesi yerindeydi. Başını ensesi ve boynu açık kalacak şekilde tepesinden bağlamıştı yine. Siyah beyaz
desenli türbanını açmak istedim, ama iğnelerle
uğraşmak istemediğim için bıraktım.
Yanaklarını okşadım. Yarağım
sertleşmişti, boşalmamın üstünden çok zaman geçmemişti, ama karımın hünerli ağzı sayesinde eski haline
dönmüştü. Yarağımı boğazına kadar alıyordu
Hanife. Uzun bir süre ağzının içinde tutuyor, sonra da kendini
geri çekip çıkarıyordu ağzından. Bunu daha önce de
yaptığı olurdu, ama şimdi Numan Beyin etkisinde kalıp
yaptığı anlaşılıyordu.
Elleri
kalçalarımda ve tıpkı Meliha Hanımın
yaptığı gibi götümde gezinmeye başladı. Hanife'nin
ıslak ve yoğun saksosu yarağımın üstünde tükürük
katmanı oluşturmuştu. Ağzından çenesine akan
tükürüğüyle ıslanmış yarağımı kolayca sokup çıkarıyordu ağzına. Sonunda
işini bitirdiğinde
yarağım şaha kalkmış haldeydi. Çabucak kalktı
ayağa ve şalvarını lastiklerinden tutup
sıyırdı altındaki beyaz pamuklu külotuyla beraber.
Sırtını dönüp köpek kulübesinin çatısına attı
ellerini ve domaldı.
Arkasında
yerimi aldığımda, "İstersen götümden sik, kaç
zamandır oradan yapmadın!" dedi başını çevirip. "Tamam!"
dedim heyecanla. Uzun zamandır götünden sikmemiştim gerçekten de.
Daha önce defalarca yapmıştım, ama ne zaman götünden sikecek
olsam kalbim küt küt atıyordu. Yine aynısı oldu ve kalbim atmaya başladı. Hanife açmıştı bacaklarını iyice.
Siyah minik kılların bir çiçek gibi süslediği çukurlaşmış
göt deliğine sürttüm yarağımın kafasını. Hanife
minik bir inilti çıkarırken ben de inlememek için kendimi zor tuttum. Yavaşça bastırmaya başladım. Göt deliği lastik gibi
gerilip açıldığında yarağımın kafası da
içine girmişti. "Ihhh!" diye derin bir inilti döküldü dudaklarından.
Bense ses
çıkartmamak için kendimi kasıyor, dudaklarımı
ısırıyordum. Bastırdıkça yarağım giriyordu
içine. Götüne giren yarağımın her bir milimi Hanife'nin
aldığı zevki ve iniltilerini çoğaltıyordu. Sonunda kendimden geçercesine inledim, yarağım köküne kadar götüne
girmişti çünkü. Bir süre o halde bekledim. Hanife götten vermeye
alıştığından herhangi bir acı duymuyordu. Onun
yerine başını çevirip, "Yapsana!" dedi
fısıltıyla. "Acelen ne?" dedim tepki gösterip, ama ufak ufak götünde gidip gelmeye başladım. Kolayca girip
çıkıyordu yarağım. Hanife köpek kulübesinin
çatısından tutunmaya devam ediyordu. Ellerini iki yana iyice
açmıştı.
Akşamüstü
soğuyan hava çıplak götümü, bacaklarımı titretiyordu. Ancak
Hanife'nin götünden aldığım sıcaklık soğuğu
bir nebze olsun unutturuyordu. Yavaş hareketlerim gittikçe hızlanmaya
başladı. Beyaz, dolgun göt yanakları ve kalçaları
titriyordu. Çiçekli gömleğini yukarı sıyırdım.
Çıplak sırtını okşadıktan sonra ellerimi öne atıp memelerini avuçladım. Belimi ve götümü oynatarak fazla güç
harcamadan sikiyordum, ama Hanife'nin götünün verdiği zevke
karşı koyamıyor aralarda hızlı hızlı
pompalıyordum. İkimizden de hırıltılı inlemeler
çıkıyordu. Meme uçlarını sıkıyordum parmaklarımla,
hamur gibi yoğuruyordum durmadan. Yıllardır sikiyordum götünü,
ama halen dar geliyordu ve bu darlık fazlasıyla zevk almamı
sağlıyordu.
Adım
adım boşalmaya yaklaşıyordum. Yaklaştıkça da
hızlanıyordum. Beyaz göt yanakları ve kasıkları
kızarmıştı. Belinin ve götünün yağlı etleri titreyip löpürdedikçe 'Şlop şlop şlop!' sesleri
çıkıyordu sürekli. Yüksek bahçe duvarları ve yakınlarda ev
olmamasının verdiği rahatlıkla sikişimizi açık
havada yapmakta sıkıntı görmüyorduk. Hava kararıyordu ama
Hanife'nin yuvarlak beyaz götü kararan havayla tezatlık oluşturuyor,
önümü bir fener gibi aydınlatıyordu.
Hanife'den
çıkan, "Ahhh, ımmm, Tahsiinnn, uhhhh, ayyyy!" sesleri
eşliğinde boşalmaya başladığımda tüm vücudum
titredi. Kaslarım gerilmişti iyice, memelerini var gücümle
sıkıyordum. Boşalmam sona erdiğinde yüklendim götüne iyice. Hanife'den derin bir hırıltı çıktı
bu anda, "Ne
ettin lan, götümü delecen!" dedi acıyla karışık.
Birkaç saat arayla iki defa boşalmıştım. Tüm gücüm
çekilmiş gibiydi. Yarağımı çıkardığımda
Hanife'nin göt deliğinin ağzının epey bir
genişlediğini gördüm. Kendi kendine açılıp kapanır
gibi oynuyordu deliğin ağzı, kızarmış ve
morarmıştı. Akan döllerim deliğin ağzından
amına süzülüyordu.
Hanife
ahlayıp ıhlayarak doğruldu. Ayaklarına inmiş külotunu
ve şalvarını giyinip üstünü düzeltti. "Hoşuna gitti mi?"
diye sordu kıkır gülmesi eşliğinde. Cevap vermemi
beklemeden, "Götümü yırttın ayı!" dedi göğsüme vurup. "Özlemişim seni!" dedim yanağından öptükten
sonra. Çıkardığım kıyafetlerimi giydim. Ardından
birlikte eve geçtik. Saat 18:00 olmuştu.
"Ben yemek
ısıtayım, sen otur!" dediğinde oturdum küçük masaya.
Öğlen yaptığı yemekleri iştahla yedik. Sikişmek
ikimizi de acıktırmıştı. Sonrasında yıkanmak için üçüncü kata çıktık. Karı koca banyoda güzelce
yıkandık, birbirimizi sabunladık. Geceyi ayrı odalarda
geçirecektik, o nedenle vedalaşır gibi sarılıp öpüştük
birkaç kez.
Hanife, "Gene
yapalım, hadisene!" deyince, "Deli olma, gece karıyı
sikemezsem ne olacak sonra?" dedim. "Sikme, ne olacak, sonuçta
karın değil!" dedi dudaklarını büzerek. "Manyak manyak konuşma. Kadın gidip kocasına anlatıyor, memnun
kalmazsa atarlar bizi işten!" dediğimdeyse, "Aman Allah
göstermesin, sen o zaman bu gece o orospuyu iyice bağırta
bağırta sik ki memnun kalsın Tahsinim. Yoksa atarlar bizi
işten, dımdızlak kalırız vallahi!" dedi.
Hanife sözlerimden
sonra korkmuştu. Çocukça korkusu ona sevimli bir görüntü
kazandırıyordu. "Sen o zaman bundan sonra bana elini hiç sürme,
devamlı o karıyı sik!" dediğinde alnından öpüp, "O kadar da değil, deli karı, korkma hemen, kimsenin bizi
attığı yok, ama bunlar karı koca manyak tipler, ne
yapacakları belli olmaz. Biz eşeğimizi sağlam
kazığa bağlayalım yeter!" dedim.
Hanife sıcak
suyun yumuşattığı amının kıllarını
keserken, ben de etek tıraşı oldum, ardından birkaç günlük
sakallarımı kestim. Sonrasında kurulanıp yatak odasına
geçtik. Hanife'nin dolaptan çıkarıp verdiği temiz
çamaşırlarla gömlek ve pantolonu giyindim. Verdiği gömlek Meliha Hanımın aldığı gömlekti. Ama ona Meliha
Hanımın aldığını söylememiştim. Kendisi uzun
mavi bir etekle siyah dar bir gömlek giydi. Başını ise
bağlamayıp saçlarını atkuyruğu yaptı. Gene
sutyensizdi, atlet de giymediğinden gömleğin düğmelerinin
arasındaki boşluktan beyaz eti ve memeleri görünüyordu. Etli büyük
uçları da gömleğin parlak kumaşını delecekmiş
gibiydi.
"Hanife
Hanım çok şıksınız, hayırdır?"
dediğimde, "Meliha Hanım böyle giyinmemi istedi, etekle gömleği de o verdi zaten!" diye yanıt verdi gülerek.
Ardından, "Sen bekle, ben geliyorum!" diyerek
aşağı indi. Yatağa uzandım, gözlerimi kapattım.
İçim geçmişti ki Hanife elinde bir tepsiyle geldi. "Bu ne
kız?" dedim şaşkınca. Bir kabın içinde bulamaca
benzeyen yiyecek bir şey hazırlamıştı.
"Hadi
Tahsinim ye şunu!" deyince, "Bu ne, ne var bunun içinde?"
diye sordum. "Bal, pekmez, fındık, fıstık, badem,
ceviz, kuru üzüm, kuru kayısı ne bulduysam koydum içine. Hepsini iyice dövüp çektim. Hadi aslanım, ye şunu da o karının
icabına bak bu gece. Bak ki memnun kalsın, belki fazladan para da
verirler hem. Hadi Tahsinim, iki kaşıkta bitirirsin sen bunu, hadi
aşkım!" dedi heyecanla.
"Ya sen
kafayı mı yedin, deli misin Hanife?" dedim ama nafile. Hanife'nin
yine inatçılığı tutmuştu. Getirdiği ekmekle
birlikte kaşıkladım bulamacı. İnanılmaz
tatlı ve yoğundu tadı. Hanife kendine göre bir kuvvet macunu hazırlamıştı. Adeta küçük çocuğunun ağzına
kaşığı tıkayan bir anne gibi zorla yedirdi. Dibinde
kalanları da kendisi ekmeği banarak yiyip bitirdi.
Aşağı indiğimizde birkaç bardak su içtim. İçim
yanıyordu yine de.
Saat 20:00'e
gelirken Meliha Hanım ve Numan Bey aşağı inmeyince, "Ne
oldu kız, başlarına bir şey mi geldi bunların, niye
gelmediler?" diye sordum Hanife'ye. "Ne bileyim, sen bir gidip bak istersen!" dediğinde, "Tamam!" diyerek yukarı
çıktım. Kapılarının önüne gelip
kulağımı dayadım kapıya. İçerden konuşma
sesleri geliyordu ama net duyamadım. Aynı zamanda dolap
kapağının ve çekmecenin seslerini duydum.
Aşağı
indim, "Kalkmışlar, gelirler birazdan!" dediğimde, "İyi
tamam!" dedi Hanife. Televizyonun karşısındaki büyük
koltuğa oturduk. İkimiz de çok heyecanlıydık.
Hayatımızda ilk defa yaşayacağımız bir şeydi bu. Birkaç dakika sonra mermer merdivenlerden 'Tak tuk!' sesleri
geldiğinde Hanife kalktı hemen ayağa. Ben de gayrı ihtiyari
doğruldum.
Derken Meliha
Hanım merdivenin başında göründü. Numan Bey yoktu yanında.
Vücudunu saran ve diz altına gelen siyah kadifeden tek parça bir elbise
giymiş, başını da parlak kırmızı bir
türbanla bağlamıştı. Boynuna beyaz büyük incilerle süslü uzun bir kolye takmıştı. Her iki bileğinde de
taşlı bileklikler vardı. Siyah deri çantasını elinde
tutuyordu. Sanki bir düğüne ya da davete gider gibi
hazırlanmıştı. Çorapsız beyaz bacaklarının
üstünde salına salına gelirken ben de ayağa kalktım.
Yüzünde hafif bir makyaj vardı ayrıca.
Meliha Hanım
küçümser bir eda ile baktı Hanife'ye. Sonra da, "Hanife Numan Bey
gelmeyecek, sen onun için ekmek arasına bir şeyler koyup
hazırla. Maden suyunu da unutma sakın, sonra yukarı
çıkabilirsin!" dedi soğuk ve üstten alır bir tonda. Hanife kekeleyerek, "Şey, tamam!" dedikten sonra göz ucuyla baktı
bana. Ardından tezgahın başına geçip sandviç
hazırlamaya koyuldu.
Meliha Hanım
baştan aşağı süzdü beni. Sonra da, "Gömlek
yakışmış, güzel olmuş!" dedi gülümseyerek.
Nazikçe teşekkür ettim. Karşıma geçip oturdu, Hanife'nin
yukarı çıkmasını bekliyordu. Tedirgin gibiydi. Nihayet Hanife bir tepsiyle yukarı çıktığında Meliha
Hanımın tedirginliği kayboldu. Bacak bacak üstüne atıp
geriye yaslandı. "Ayakta durma öyle, gelsene!" diyerek elini
uzatınca yanına oturdum.
Başını
omzuma koyup sarıldı. Şişkin memeleri vücudunu saran kadife
elbisenin altından fırlamış gibiydi, koluma değiyordu. Sağ elimi omzuna attım. Yanağından öptüm. "Çok
mutluyum, iyi ki buraya geldin. İyi ki seninle tanıştım.
Hayatım çok monoton, çok boştu, seninle anlam kazandı!"
dedi yanağımdan öperek. "Teşekkür ederim, ben de seninle
tanıştığım için çok mutluyum!" dedim.
Hanife'nin zorla
yedirdiği bulamacın gücü damarlarımda akmaya
başlamıştı sanki. İki defa boşalmış
olsam da kendimi zinde hissediyordum. Omuz başını, elbisenin
sıktığı kolunu okşarken o da sağ eliyle göğsümü okşuyordu. Derken dudaklarımız kenetlendi, Meliha Hanım
gözleri kapalı halde dudaklarıma asılmış, onları
emiyordu. Uzattığım dilimi vakumlarken ben de onunkini
emiyordum. Bir yandan da sol elimi elbisenin üstünden memelerine attım.
Hanife gibi o da sutyen takmamıştı anlaşılan,
memelerinin yumuşaklığını ilk anda hissettim. Onun
elbisesi gibi benim de pantolonum kadifeydi. Kalın yeşil pantolonumun
altında yarağım hareketlenmeye başlamıştı.
Deli gibi
öpüşüyorduk, liseli aşıklar gibiydik. Derken Meliha Hanım
kalktı ayağa, "Bu geceyi hemen başlayıp bitirmeyelim,
sabaha kadar çok vaktimiz var nasılsa, olmaz mı?" deyince, "Olur, nasıl istersen!" dedim. Ama
aslında böyle elimden kaçıp
gitmesine bozulmuştum. Tezgahın başına geçti. Hanife'nin
her sabah onlar için sıktığı taze portakal suyundan büyük
bir bardağa doldurdu. Sonra da minik bir peynirli sandviç
hazırlayıp önümdeki sehpaya koydu. "Bu gece sana hizmet etmek
istiyorum, bu gece Hanife'nin yerine ben karın olacağım, sen de
benim kocam olacaksın!" dedi gülümseyip.
Getirdiği
sandviçi iki ısırıkta bitirdim. Kuvvet macunundan sonra çok aç
değildim, ama Meliha Hanımı kırmak istemiyordum.
Bardağı aldı, uzun pembe dilini çıkarıp
bardağın ağzını yaladı tıpkı bir mektup zarfını yalar gibi. Ardından portakal suyunu kendi elleriyle
içirdi. Hanife'den sonra Meliha Hanım da beni elleriyle besliyordu bu
akşam.
Kısa yemek
faslının ardından tekrar ateşli öpüşmenin
kollarına bıraktık kendimizi. Dilimi yutacakmış gibi emiyordu. Bense memelerini avuçlamakla meşguldüm. Ne dün ne de bugün
memeleri ile ilgilenmemiştim, ama şimdi beni vücudunda en fazla
tahrik eden yeri memeleriydi. Memelerindeki sol elimi aşağı
kaydırdım daha sonra. Elbisesini yukarı sıyırıp
çorapsız bacaklarını, kalçalarını okşamaya
başladım.
Meliha Hanım
kendini geriye atmıştı ki çantasındaki telefon çalmaya
başladı. "Pardon canım!" diyerek uzanıp
çantasını aldı, içinden telefonunu çıkardı. Numan Bey arıyordu, görüntülü bir aramaydı yine. Meliha Hanım
başını göğsüme yasladı, ekranı benim de
görebileceğim şekilde tuttuktan sonra aramayı açınca
ekranda Numan Beyin yüzü göründü. Gülümsüyordu tıpkı öğlendeki
gibi.
Telefon
hışırtılı seslerle sallandıktan sonra Hanife'yi
çekmeye başladı. Numan Bey çırılçıplak halde koltukta
oturmuş, Hanife ise önünde dizlerinin üstüne çökmüştü. Hanife Numan
Beyin kalkık yarağını almıştı
ağzına, sakso çekiyordu. "Kocan bakıyor, el salla ona, hadi gülümse biraz!" diyen Numan Beye baktı, ardından da
yarağı emmeyi bırakıp gülümseyerek el salladı ekrana
doğru. "Nasılsın Tahsin?" dedikten sonra
kaldığı yerden devam edip Numan Beyin sallanan
yarağını aç bir kurt gibi kaptı. Zaman zaman hızlanıp
yavaşlıyor, dilini çıkarıp kökünden kafasına kadar
yalıyordu yarağı. Numan Bey ise bu anları bir film
yönetmeni gibi çekiyordu.
Öğle vakti
aynı olayın tersini yaşamıştım. Meliha Hanım
bana sakso çekerken Numan Bey izlemişti. Şimdiyse Hanife Numan Beye sakso çekiyor, ben izliyordum. Garip şekilde iğrenç
bir olay gibi gözükmedi
gözüme. Zaten dün sikişmelerine canlı şahit olduğumda da
öyle görünmemişti. Hatta heyecan verici bulmuştum kendime bile itiraf
etmekte zorlansam da.
Numan Beyin
yarağı benimkinden biraz daha uzun ve kalın gibiydi ya da
telefon ekranında o şekilde görünüyordu. Yeni tıraş
etmişti. Hanife kılsız taşaklarını emiyor, dondurma gibi yalıyordu. Halinden çok memnundu. Kocasının
olmayan bir yarağı iştahla alıyordu ağzına.
Ekrana gözümü kırpmadan bakarken, Numan Bey, "Meliha siz de gelin,
dörtlü yapmak istiyorum bu gece, hadi gelin buraya!" dedi ve kapattı
telefonu.
Meliha Hanım
telefonu sehpanın üstüne koyarken, "Anlamadım, ne olacak, oraya
mı gideceğiz?" dediğimde, "Evet, bizi de
çağırıyor, birlikte yapalım istiyor!" dedi gülümseyerek. "Nasıl yani, dördümüz birden
mi?"
dediğimdeyse beni sakinleştirmeye çalışır gibi, "Hayatım,
bizler artık Allahın huzurunda karı koca olduk, aramızda
ayrım gayrım kalmadı. Çok şükür odamız da
yatağımız da büyük. Numan Bey ayrı ayrı yapmaktansa
birlikte yapalım istiyor!" dedi yanağımı
okşayıp.
"Grup seks mi
yapacağız yani?" deyinceyse, "Hayatım, dediğim
gibi bizler artık birbirimize yabancı değiliz. Numan da benim kocam, sen de. Hanife de senin karın, ben
de. Aramızda
yabancılık yok. Yabancılar arası bir şey değil
bu, bizler Allah huzurunda karı kocayız, hepimiz birbirimizin
helaliyiz. Bırak şimdi bunları. Hadi gel yukarı gidelim!"
diyerek kalktı ayağa. Elimden tutup önüme geçti.
Aynı yatakta
dördümüz birden sikişecektik...
[Tahsin]
|