|
Türbanlı Komşularımın Sikişirken İnlemeleri! (2) (Bayram 24 Y., İstanbul)
Aynı hafta
Cumartesi günü öğleden sonra Sabriye'nin kapısını
çaldım. "Kim o?" diye seslendi Sabriye. "Ben Bayram!" dedim. Anahtar
deliğinden bir gözün bana baktığını anladım. "Ah,
tamam, biraz bekleteceğim..." dedikten sonra içerden yürüme, konuşma
sesleri geldi. Galiba müsait bir zamanda gelmemiştim. Bir iki dakika kadar
sonra kapı açıldı. Şeyma açtı kapıyı.
Gövdesi kapının arkasında kalmış,
başını uzatmıştı. Başını alelacele
bir şalla örtmüştü. Şalın altından kestane rengi
saçları görünüyordu az da olsa. Ona, "Ben bugün müsaitim. Eğer senin
için de uygunsa, bugün çalışalım!" dedim.
Şeyma ela gözlerini üzerime dikmişti ben bunları söylerken,
sanki beni dinlemiyordu. Sözlerimi bir kere daha tekrarlamak zorunda
kaldım. O zaman, "Şey, ha, tamam, ben bir anneme sorayım..."
dedi ve içeriye annesine seslendi, "Annne, Bayram bize gelmek istiyorrrrr!"
dedi. Bana 'Bayram abi' demediğini duymak tuhafıma gitmişti.
Kız benden birkaç yaş küçüktü, ama hemen senli benli oluvermişti
benimle. İçerden Sabriye'nin, "Kızım ne ayıp şey,
çocuk sana ders verecek, sen bana soruyorsun!" dediğini duydum.
Hemen ardından Sabriye kapıda göründü. Adeta kızını
duvara iterek kapıyı açtı, "Kusura bakma, bizim kız da
şaşırdı sen böyle söyleyince. Ne demek, istediğin
zaman gel. Ama şimdi değil de, bir saat sonra gel sen!" dedi bana.
Ben de, "Tamam, olur!" dedim. O anda Sabriye'yi görmek beni çok etkiledi. Uzun
ve bol çiçekli bir etek giymişti. Ama asıl olay yukardaydı.
Üzerine dar gelen boğazlı, koyu mavi, uzun kollu bir bluz
giymişti. İri memeleri iyice belli olmuştu bu nedenle.
Sutyeninin izi de belli oluyordu bluzun altında. Başını ise
arkadan bağlamıştı. Kadının bu hali,
kocasıyla yaptığı sikişmeler, inlemeleri... O anda
karşımda konuşurken pantolonumun içindeki yarağım
sertleşmeye başlamıştı bile.
Ben daireme geçerken Sabriye kapıyı kapadı arkamdan. Eve girdim,
banyoya geçtim direkt olarak. Soyundum ve Sabriye'yi düşünerek 31 çekmeye
başladım. Gözlerim kapalı, kulaklarımda Sabriye'nin
inlemeleri vardı. Hayalimde Bekir Sabriye'yi sikerken ben de onları
izliyordum. Büyük bir zevk dalgası sardı her yanımı.
Kelimeler boğazımdan zar zor çıkıyordu. "Ohh, Sabriye,
ımmm, ohhh, Sabriye, Sabriye..." diye diye boşaldım. Döllerim
büyük bir tazyikle banyonun fayans duvarına
sıçramıştı.
Bir süre kaldım öyle, yarağımda kalan dölleri akıttım
banyonun zeminine. Ardından suyu açıp yıkandım güzelce,
banyoyu da temizledim. Bir saat sonra Sabriye'nin evine gitmek için
hazırdım. Kapılarını çaldım. Küçük kız
açtı kapıyı, annesine seslendi. Sabriye çıktı içerden.
Az önceki kıyafetleri yoktu üzerinde. Uzun, dar ve elastik bir etek
giymişti. Etek kalçalarına yapışmış gibiydi.
Üzerine de çiçekli uzun kollu bir gömlek giymiş, büyük bir türbanla
bağlamıştı başını. Gömleğin
düğmeleri zor kapanmıştı. "Buyur, hoş geldin!" diyerek
beni içeri davet etti.
Şeyma ve küçük oğlan salondaydı. Şeyma da annesi gibi
hazırlanmıştı belli ki. Kırmızı uzun ve
pileli bir etekle, dar, uzun kollu beyaz bir bluz giymişti.
Başını da gene kırmızı bir şalla
bağlamıştı. Beni görünce heyecanlandı birden. Sabriye,
"Bayram sen şöyle geç..." diyerek koltuğu işaret etti, "Bir
şeyler hazırladım, önce ye bakalım, ondan sonra ders
çalışırsınız!" dedi. Sabriye çok iyi davranıyordu
bana. Annem gibi yakınlık gösteriyordu. Sabriye ve Şeyma
önümdeki sehpanın üzerine hamur kızartması, patates
salatası, kısır koydu. Demli bir bardak çayı da koyan
Sabriye, "Acıkmışsındır, hadi ye bakalım!" dedi.
Elastik eteğin götünün yarığını belli ettiğinden
haberi var mıydı acaba? Götüne bakmamaya çalışsam da,
yapamıyordum bir türlü. İki kocaman ve yuvarlak göt yanağı,
Sabriye yürüdüğünde, bıngıl bıngıl
sallandığında bakmamak mümkün değildi.
Ben yemeye
başlarken Sabriye de konuşuyordu, "Sağ olsun bizim kız
derslerini boşladı iyice. Feysbuk mudur nedir? Ona dadandı kaç
zamandır. Bizim bey o kadar kızdı etti, ama nafile. İlk göz
ağrımız olduğu için üzerine de gitmek istemiyor,
babası çok düşkündür buna. Yoksa zeki kız, bu seneye kadar hep
takdir, teşekkür getirirdi. Ama bu sene böyle oldu!" dedi. Şeyma
atlayıp, "Ya anne ya, niye şikayet ediyorsun. Herkes var Facebook'ta.
Sor Bayram'a, onun da vardır! Ya değişin artık, biraz
değişin!" diye çıkıştı annesine. Anne-Kız
karşımda karşılıklı takışıyordu.
İkisi de benden Bayram diye bahsediyordu. Bu hoşuma gitmeye
başlamıştı. Bekir'in dediği gibi beni de aileden
sayıyorlardı anladığım kadarıyla. Sabriye'nin
götünün yanakları oturduğu sandalyeden taşıyordu.
Kızıyla hararetli şekilde tartışırken
gömleğin altındaki ve düğmelerini zorlayan koca memeleri
sallanıyordu. İstemeden de olsa yarağımın
sertleşmeye başladığını hissettim.
Anlamasınlar diye öne eğildim biraz.
Sabriye hamarat bir kadındı, kısa sürede bunları
hazırlamıştı. Aynı zamanda evi çiçek gibiydi.
Çocuklarının üstü başı da tertemiz, ütülüydü. Ben
yemeğimi bitirmek üzereyken kapı çaldı. Ben kocası
gelmiştir herhalde diyerek gayrı ihtiyari ayağa kalktım.
Sabriye, "Otur otur, komşudur, bizim bey geç gelir!" dedi.
Gerçekten de gelen bir komşuydu. Sabriye kapının önünde, "Misafirim
var!" dedi kadına. Kadın, "O zaman sonra geleyim!" dedi, ama Sabriye,
"Yok, yok, geç geç, çekinme, yabancı mısın sanki!" dedi. 35-40
yaşlarında bir kadındı gelen. Sabriye kadını bana
tanıttı, "Bu Şerife Hanım, senin üst kat komşun!"
dedi. Sonra da Şerife hanıma dönüp, "Bu da bizim Gönül
hanımın yeğeni, onun kaynının oğlu!" dedi.
Kadın, "Merhaba!" derken, elimi uzatmadan ben de, "Memnun oldum!" dedim.
Şerife de Sabriye gibi kapalıydı. Kırmızı siyah
ekose bir etek giymişti ayak bileklerinin üzerine gelen. Üzerinde de siyah
bir ceket vardı. Başını da kırmızı parlak
bir türbanla bağlamıştı. Dudaklarında hafif bir
kırmızı ruj vardı, gözlerini de boyadığı
anlaşılıyordu. Sabriye, "Hayırdır anacığım,
nerden böyle?" diye sorunca, Şerife, "Bizim bir akrabanın nikahı
vardı, oraya gittik Zehra ile. Oradan geliyorum!" dedi. Sabriye, "Haa,
onun için böyle süslenip püslenmişsin!" dediğinde, Şerife, "Kız
ne süslenmesi, bizden geçti artık!" diyerek bir kahkaha koy verdi.
İki kadın sanki beni unutmuş gibi kendi aralarında
konuşuyordu.
O ara Sabriye bana dönüp, "Şerife hanımın da iki kızı
var. Beyi de Irak'ta çalışıyor..." dedi ve "Ne zaman geliyor
seninki kız?" diye Şerife'ye döndü. Şerife, "Salı günü
geliyormuş, öyle söyledi!" dedi. Demek ki üst katımdan sikiş
seslerinin gelmemesinin nedeni buydu. Şerife'nin kocası burada yoktu.
Ama geldiği vakit Şerife'yi çatır çatır sikecekti
anlaşılan. O zaman Salı gecesine dikkat etmem gerekliydi.
Şerife, "Benim beyim inşaatçı. Onların şirket orda
iş almış, 3-4 aydır orda. Gelip 1 hafta kalıp gene
dönecek!" dedi bana bakarak.
O bunları söylerken (Seni de bir hafta hayvan gibi sikecek herhalde!)
dedim kendi kendime. Sabriye, "Bayram doktorluk okuyor. Sağ olsun bizim
kıza ders verecek!" dediğinde, Şerife atlayıp, "Ay ne iyi,
bizim binada da artık okuyan birine rastladık çok şükür!" dedi.
Sonra da, "Benim büyük kız da Açık Öğretimde okuyor!" dedi
gülümseyerek. Ben de, "Çok güzel!" dedim.
En sonunda Şeyma ile masaya oturduk. Sabriye ve Şerife
fısır fısır konuşuyorlardı kendi aralarında.
Bense Şeyma'ya konuları, nasıl çalışması
gerektiğini anlatıyordum. Şeyma yanımda oturuyordu ve bacak
bacak üstüne atmıştı. Masanın altında
salladığı ayağı zaman zaman bacağıma
değiyordu. Sanki beni dinlemiyor gibiydi. Biz çalışmaya devam
ederken zil çaldı gene.
Sonuçta burası bir aile apartmanıydı ve kadınlar sürekli
birbirlerine gidip geliyorlardı. Bu sefer gelen aşağıdaki
çarşaflı kadındı. Yani kocasının (Yatakta öküz
gibi duruyorsun!) dediği kadın. Öküz gibi durmasına rağmen
yine de inleme sesleri halen kulağımdaydı. Sabriye
kadını içeriye aldı. Kadının üzerinde bu kez
çarşaf yoktu. O nedenle benim olduğumu öğrenince önce içeri
girmek istemedi, ama Sabriye, "Anam geç, uzatma!" diyerek onu aldı salona.
Kadını geçen çarşafla görmüştüm, o nedenle nasıl biri
olduğunu anlayamamıştım. Ama şimdi görüyordum
kendisini. Kadın 1.75 boyunda vardı ve aşağı
yukarı 100 kilo kadardı. Üzerinde oldukça geniş ve uzun bir etek
vardı, eteğin üzerinde de desenli büyük bir gömlek. Buna rağmen
koca götü ve memeleri belli oluyordu. Ten renkli çoraplı ayakları
eteğin altından görünüyordu, kalın ve büyük ayakları
vardı kadının. Başındaki büyük türbanı
omuzlarını da örtüyordu. Kara kalın kaşlı bir
kadındı. Dudaklarının üzerindeki siyah tüyleri epeydir
almıyordu herhalde, çünkü kolayca anlaşılıyordu uzaktan da
olsa.
Kadın çekingen davranıyordu. 30-35 yaşlarında gösteriyordu.
Sabriye, "Bu da bizim Remziye, senin altında oturuyor!" dediğinde, "Memnun
oldum!" dedim. Kadın ise ses çıkartmadı, Sabriye'nin
verdiği çayını içmeye başlamıştı.
Karşımızda 3 kadın kendi aralarında konuşurken
ben Şeyma ile ders çalışmaya çalışıyordum.
Ayrıca iki küçük çocuk da kendi aralarında oyun oynayıp
dikkatimizi dağıtıyordu.
Bütün bunlar yetmiyor gibi kapı yine çaldı. Sabriye gene kalkıp
açtı kapıyı. Bu kez gelen genç bir kızdı. Ama
diğerleri gibi kapalı değildi. Diz üstüne gelen siyah bir etek
giymişti. Siyah ince bir külotlu çorap vardı ayağında.
Şerife atılıp, "Bu da benim büyük kız, dedim ya sana, Açık
Öğretimde okuyan!" dediğinde, kıza, "Merhaba!" dedim. Kız
da öylesine, "Merhaba!" dedi, sonra da Şeyma'yı öpmek için
yanımıza geldi. Eğilip Şeyma'yı öperken üzerinden
gelen parfüm kokusunu aldım.
Kızın adı Ayşe idi. Annesi işaret etse de, o
Şeyma'nın yanına oturdu, "Ne çalışıyorsunuz böyle?"
diyerek lafa girdi. Kitabın sayfalarını çevirirken Şeyma,
"Bayram benim yeni öğretmenim!" dedi. Ayşe, "Hmmm, nerde okuyor ki?"
diye sordu. O zaman ben Tıp Fakültesinde okuduğumu söyledim. Bu sözüm
Ayşe'yi etkilemişti. Karşısında doktor
adayının olduğunu öğrenmek biraz canını
sıkmıştı sanki. Ona, "Sen de okuyormuşsun?" diye
sordum. Ayşe, "Evet, ama Tıp değil!" dedi. Açık Öğretimde
okuduğunu bildiğimi bilmiyordu.
Kendimi sanki, kadınlar gün yapıyormuş da, ben de
katılmışım gibi hissettim. Verimli olamıyordu
çalışmamız. Fazla da uzun sürmedi zaten. "Ben müsaadenizle
kalkayım!" dedim bir saat bile olmamışken. Bütün kadınlar
birden, "Bizden rahatsız oldu çocuk!" dedi. "Yok, olur mu öyle şey!"
diyerek alttan almaya çalıştım. Üzerlerinde iyi bir intiba
yarattığımı görmüştüm. Sabriye Şeyma ile, beni
kapıda uğurlarken, "Kusura bakma, bunların da hep birden
geleceği tuttu, başka bir zaman gene çağırırız
seni!" dedi. "Olur!" diyerek eve geçtim.
O gün Cumartesi'ydi. Cumartesi gecelerinin sikiş konusunda en yoğun
ve hareketli gece olduğunu okumuştum bir keresinde. Gece Sabriye ve
Bekir'i dinledim yine, ama onlarda bir hareket yoktu. Üst katımdaki
Şerife'nin kocası da burada olmadığından, ondan da bir
hayır yoktu. Geriye tek seçenek altımdaki kadın, yani Remziye
kalmıştı. Saat 24:00'ü geçerken ben odamda yere boylu boyunca
uzanmış, Stetoskobu da takmış, aşağıyı
dinliyordum.
Oda kapılarının açılıp kapanma sesleri geliyordu. Bir
süre devam etti böyle. Bir taraftan da kalbim küt küt atıyordu. Acaba bu
geceyi boş mu geçirecektim? Ama beklediğim sesler 00:30'a gelirken
gelmeye başladı. Önce hafiften yatağın
gıcırdamaları gelmeye başladı. Yatak ağır
ağır yerinde gıcırdadı bir süre. Sonra ise
yatağın yere vuruş sesleri gelmeye başladı 'Tak tuk,
tak tuk!' diye. Sesler gittikçe daha kolay ve yüksek perdeden duyulur hale
geliyordu.
Remziye en alt katta oturuyordu ve yan tarafında da bir daire yoktu. O
nedenle sikişirken çıkaracağı sesleri benden başka
duyabilecek kimse yoktu. Beni de herhalde o anda akıllarına
getirmemişlerdi. Çünkü az sonra şiddetli 'Şlop, şlop,
şlop!' sesleriyle beraber gıcırdama ve 'Tak tuk!' sesleri
birbirine karışmaya başladı. Onları görmesem bile
nasıl sikiştiklerini hayal edebiliyordum. Remziye iri kıyım
bir kadındı. Muhtemelen sırtüstü yatağa uzanmış,
bacaklarını da iyice açmıştır, kocası da
bacaklarının arasında yerini alıp, götünü kaldıra
indire karısının amına sokuyordur yarağını
diye düşündüm.
Yatak yere o kadar sert vuruyordu ki, Stetoskop sesleri net şekilde
yakalıyordu. Sanki Remziye ve kocası aşağıda değil
de beynimin içinde sikişiyordu. Bu sesler böyle devam ederken, her
ikisinden de inleme sesleri gelmeye başladı bu kez. Önce Remziye'den,
"Ahhh, ayy, ımmm, evet, ahhh, çok güzel, sik, sik, kocam, ohhh, devam et,
çok güzel..." sesleri geldi. Hemen ardından, "Ohhh Remziyem, ahhh, kurban
olurum sana, ohhh, Remziye, iyi mi? Ha? Ohhh, iyi mi?" deyip duruyordu
kocası.
Sesler beynimin içinde yankılanırken, yarağım kazık
gibi olmuştu bile. Gece saat bire yaklaşırken sikiş
şiddetini artırmaya başlamıştı. Yatak deli gibi
gıcırdıyor, yere vuruyordu. Remziye'nin terli olduğunu
tahmin ettiğim kasıklarından şiddetli 'Şlop,
şlop, şlop!' sesleri de arttıkça artıyordu bu arada.
İnlemeler de buna ilave oluyor, aşağıda büyük bir
fırtına kopuyordu. Derken sıra ile önce kocasından, sonra
da Remziye'den boşalma sesleri, inlemeleri geldi. Yatağın
gıcırdamaları, vuruşları bir süre daha devam etti.
Ardından kesildi.
Bu kez ise kendi aralarında konuşmaya
başlamışlardı. Bazılarını duyamasam da
aralarında güldüklerini duyuyordum. Remziye'nin, "Annenle çocuklar
uyanmamıştır umarım!" sözüne kocasından, "Yok be,
onlar çoktan yattılar, hem annem duysa ne olacak, ben oğluyum, sen de
gelinisin!" dedi. Remziye, "Ne bileyim, utanıyorum, keşke daha büyük
bir evimiz olsaydı!" dedi. Az sonra kocası, "Benim canım hiç
istemiyor kalkıp yıkanmayı, sabah yıkanırız!"
dediğinde, Remziye, "Günah ama, böyle cenabet halde yatmayalım!"
dedi. Kocası ise, "Yat be kadın, sabah yıkanırız dedim
ya, bunun günahından ne olacak?" dedi.
Ama yatmamışlardı, konuşmaları devam ediyordu. Kocası
Remziye'ye, "Bak işte böyle ol, kaç defadır diyorum sana öküz gibi
durma, böyle işveli ol!" dedi. Remziye ise, "Ne bileyim, ben de istiyorum,
ama utanıyorum, yanda annen var, çocuklar var. Sen kendini benim yerime
koysana!" dediğinde, kocası, "Napalım hanım, artık
böyle gidecek, ama biraz biraz açıl sen de! Rahat ol, sonuçta ayıp
bir şey değil bizim yaptığımız!" dedi.
Remziye'den ise ses gelmedi. Birkaç dakika sonra ise uyuduklarını
anladım, artık konuşmuyorlardı çünkü.
Bir Cumartesi gecesini bu şekilde geçirmiştim. Bekir ve Sabriye'nin sikişmeden
geçirdikleri geceyi, Remziye ve kocası doldurmuştu. Remziye iri
kıyım haliyle iyi sikişiyordu doğrusu. Acaba kocası
nasıl biriydi? Kalkıp yatağa girdim, yarağım
kazık gibi olmasına rağmen sikebileceğim bir
kadınım yoktu. Bekir de, Remziye'nin kocası da
şanslıydı, sonuçta evlilerdi. Ve her zaman
karılarını sikebiliyorlardı. Oysa ben bekar olmanın
dezavantajını yaşıyordum.
Burası bir aile apartmanıydı. Kadınlar ve kocaları
birbirlerini iyi tanıyordu. Çoğunlukla kadınlar bütün gün
birlikte oluyordu, birbirlerine gidip geliyorlardı. Şöyle
düşündüm: Eğer ben çıplak kulaklarımla bile bunların
sikişmelerine şahit olmuşsam, acaba onlar hiç
duymamış, şahit olmamış olabilirler miydi? Bu sorunun
cevabının 'Hayır!' olduğunu biliyordum. Kaç
yıldır aynı binada yaşıyorlardı. Altlı üstlü,
ya da yan yana oturanların hepsi birbirlerinin sikişmelerine
şahit olmuştu muhakkak. Ama bunu konuşamıyorlardı, ya
da konuşuyorlardı, kim bilir?
Pazar günümü evde geçirecektim, kendi halimle temizlik yapıyordum. Saat 13:00
gibiydi. Kapımın önünde sesler duydum. Bekir'in konuşma
sesleriydi. Anahtar deliğinden baktım. Bekir ve iki küçük çocuğu
kapının önündeydi. Güzelce giyinmişti Bekir. Çocukları da
öyleydi. Az sonra Sabriye göründü kapının önünde.
Kırmızı, dün kızının giydiğine benzer bir
etek giymişti. Dizlerinin bir karış altına geliyordu
eteği. Altından da ince siyah çoraplı bacakları
görünüyordu. Siyah bir ceket giymişti, ceketi bel hizasındaydı
arkadan ve eteğin altındaki koca götü meydanda kalıyordu
böylece. Siyah bir türbanla bağlamıştı
başını. Yüzünde de makyaj vardı. Siyah yüksek topuklu bir
ayakkabıyı eğilip giyerken arkadan iyice belli oluyordu koca
götü. Bekir ve Sabriye çocukları ile birlikte bir yerlere gidiyordu.
Şeyma ise onları kapıdan uğurladı, o gitmiyordu. Başı
bağlı değildi, kestane renkli uzun saçları beline
dökülüyordu. Sabriye kızına sürekli tembihte bulunuyordu. Karı
koca çocuklarıyla birlikte merdivenlerden inerken Şeyma da içeri
geçti. Saat 15:00'e gelirken benim temizliğim de bitmişti. Kendime
bir kahve yapmış içiyordum. Üst katımdakilerin ayak seslerini,
alt kattakilerin çocuklarının seslerini duyuyordum. Derken
kapıya vurulduğunu duydum. Kalkıp anahtar deliğinden
baktım. Şeyma kapının önündeydi!
Kapıyı açtım. Bana, "Merhaba!" dediğinde, ben de, "Merhaba!"
dedim. Bir şey söylemek ister gibiydi, önce sessiz kaldı ve sonra, "Şeyy,
beni içeri davet etmeyecek misin?" diye sordu. Şaşırdım, "Aa,
tabii, kusura bakma!" dedim ve kapıyı tamamen açıp, onu içeri
aldım. Şeyma içeri geçerken ben de peşinden geçtim salona.
İki saat önceki halinden uzaktı. Orada eşofmanlarıyla
başı açık görmüştüm kendisini. Ama şimdi mavi ve dar
bir kot pantolonla, beyaz bir bluz giymişti üzerine. Dünkü
kırmızı şalı vardı başında. Dar
bluzunun altında yaşına göre büyük duran memeleri belli
oluyordu. Dar pantolonun altında da biçimli götü meydandaydı.
Şeyma, "Şeyy, kusura bakma rahatsız ettim, bizimkiler evde yok
da, benim de canım sıkıldı biraz!" dedi. Anlamamak için
salak olmak gerekliydi. Şeyma bana yazılıyordu. Körün
istediği bir göze karşılık Tanrı iki göz veriyordu.
Kahvemi görünce, ona, "Sen de ister misin?" dedim, "Olur, ama benimki sütlü
olsun!" dedi. "Süt yok, krema var?" dediğimde, "Fark etmez!" dedi.
İçeri geçip kahvesini hazırladım. Döndüğümde Tıp
kitaplarımı karıştırıyordu, boynunda da benim Stetoskobum
vardı. Beni görünce tedirgin oldu. Ona, "Rahat ol!" dedim. Kahvesini
uzatırken parmaklarımız değdi birbirine. Biraz
utandığını anladım. "Şeyy, bunu almama
kızmadın ya?" dedi boynundaki Stetoskobu tutarak. "Yok, ne
kızması, rahat ol!" dedim.
"Bizimkiler düğüne gitti, bizim düğünler de bitmiyor zaten!" dedi
karşıma geçip bacak bacak üstüne attığında. Kısa
pembe çoraplı ayaklarını sallıyordu durmadan. Biraz havadan
sudan konuştuk. Stetoskop halen boynundaydı. Kahvesini bitirince
kulaklıklarını taktı ve kendi kendini dinlemeye
başladı. Stetoskobun diyaframını göğsüne koydu, o anda,
"Hii, kalbim çarpıyor!" dedi gülerek. Sonra da, "Seninkini dinleyebilir
miyim?" diye sordu. "Olur!" dedim ve yanına oturdum. Yüzlerimiz
arasında bir karışlık bir mesafe vardı nerdeyse.
Şeyma kazağımın üzerine diyaframı koydu.
Sessizce dinliyordu kalbimin atışlarını. Yüzü de
pembeleşiyordu gittikçe. Daha yeni tanıdığım bir
kızla kendi evimde baş babaydım. Ne olduğunu bilmiyorum,
bir anda yanaklarından tuttum sıkıca ve onu kendime çektim.
Dudaklarına yumuldum. Şeyma neye uğradığını
şaşırdı. Dudaklarını sanki mühürlemiş
gibiydi, beni geriye doğru itti. Ben de karşı gelmedim. Eliyle
dudaklarını silmeye çalışırken, bir diğeriyle de
suratıma tokat attı. Eli ağırdı, tokadın sesi
salonun içinde çınladı adeta. O bile bu kadarını
beklemiyordu. "Hii, ayy, çok özür dilerim!" dedi ardından.
Bense sessizce ayağa kalktım, eski yerime oturdum, "Ben özür dilerim!"
dedim. Şeyma ise, "Şeyy, ben gitsem iyi olacak!" dedi. Ayağa
kalkınca ben de peşinden kalktım. Bana kızmış
gibi görünmüyordu. Benden hoşlandığını
anlıyordum. Ona, "Bir daha ders çalışacak mıyız?" diye
sordum. Bana dönüp, "Tabii ki!" dedi ve kapının deliğinden
baktı. Dışarıda kimsenin olmadığını
anlayınca da kapıyı açıp gitti. Benden kesinlikle
hoşlanıyordu, aceleci davranmıştım, hepsi bu. Yoksa
kendisini öpmeme kızmamıştı. Şeyma'yı
düşünerek girdim yatağa. Yarağımı okşadım
bir süre. Sonra da uykuya daldım...
Salı akşamı okuldan döndüğümde çok heyecanlıydım.
Acaba Şerife'nin kocası dönmüş müydü? Eve geldim, yukarıya
kulak kabarttım. Evet, bir adamın kaba ve kalın sesini
duyuyordum. Bu gece yukarıda sağlam bir sikiş
olacaktı. Yemeğimi yeyip, televizyon izledim. Üst kattaki sesler
çoğalmıştı. Komşular uzun zamandır görmedikleri
Şerife'nin kocasını ziyarete gitmişti. Yukardan gelen sesler
aşağı yukarı 23:00'e kadar sürdü. Sonra yukarı
katın kapısının açıldığını ve
kapının önünde birbirlerine, "İyi akşamlar, tekrar hoş
geldin, bir akşam bize de bekleriz!" demelerini duydum. Üst kata Sabriye
ve Bekir de gitmişti. Anahtar deliğinden onların eve
girişlerini izledim.
Saat 00:15'i geçiyordu, ama halen konuşma ve yürüme sesleri geliyordu
yukardan. Bense kendime uygun bir pozisyon yaratmaya
çalışıyordum. Büyük ihtimalle Şerife'nin yatak odası
benim yatak odamın üstüydü. Yatağın üzerine çıktım, ayakta
duruyordum. Stetoskobun kulaklıklarını taktım,
diyaframı da tavana koydum. Bu şekilde rahatsız olsam da, üst
katı dinlememin başka yolu yoktu.
Derken sesler azalmaya başladı, en sonunda da yatak
odasının kapısı kapandı. Çıplak ayakla zemin
üzerinde yürüdüklerini anlıyordum. Birkaç sefer adam öksürdü
şiddetle. Yataktan gıcırdama sesleri geliyordu, ama bunlar
sikişten kaynaklanmıyordu. Bir süre daha dinledim. Belki de bu geceyi
boş geçireceklerdi. Yine de içimde bir umut vardı. O ara adamın,
"Aşağısı boş mu?" sözü geldi. Hemen ardından
Şerife, "Yok, bir çocuk var. Doktorluk okuyormuş, Şükrü beyin
yeğeniymiş!" dedi. Bunları kolayca duyuyordum. Adam birkaç sefer
daha öksürdü.
Sonrasında ise beklememe değen sözler geldi adamdan, "Kız, çok
özledim seni, gel şöyle!" dedi adam. Hemen ardından yataktan
gıcırdama sesleri gelmeye başladı. Ama hemen sikiş
faslına geçmemişlerdi, yatakta sağa sola dönünce çıkan
seslerdi bunlar. Şerife'den, "Ayy, yavaş, ıhhh..." sesleri
gelince yarağım sertleşmeye başladı. Belli ki adam
gurbette kadınsız kalmıştı ve içine birikenleri bu
gece atacaktı.
Az sonra yataktan gıcırdamalar gelmeye başladı.
İşte bu sikişten kaynaklıydı. Yatak gacır gucur
sallanıyordu, yatağın ayağının yere vurma sesleri
de gelmeye başladı. Şerife'den, "Ayy, ahhh, ıhhh, ımmm,
ayy, ohhh, ahhh..." sesleriyle beraber adamdan da homurtular geliyordu. Sesler
bazen kesiliyor, hemen sonra yeniden geliyordu. Stetoskobun faydasını
bir kez daha görüyordum. Şerife'nin inlemelerine kocasının
homurtuları karışıyor, yatak daha fazla sesler
çıkartarak yaylanıyordu.
Geçen gece aşağıdan gelenlere benzer sesler geldi bu kez de
yukardan, 'Şlop, şlop, şlop!' sesleri gelmeye başladı.
Evet, kocası Şerife'nin üzerine çıkmış ve onu o
şekilde sikiyordu. Kasıklarından da böyle şiddetli sesler
geliyordu. Yatağın gıcırdama sesleri de arttıkça
artıyordu. Alt katlarında birinin oturduğunu unutmuştu
karı koca o anda. Kendilerini sikişe
kaptırmışlardı. Benden başka yan odalarında yatan
iki de kızları vardı. Ateşleri başlarına
vurmuştu karı kocanın.
Şerife'den her seferinde, "Ahhh, ayy, ıhhh, ohhh..." sesleri gelirken,
duvardan da sesler gelmeye başladı. Galiba Şerife duvara
ellerini koymuştu ve tırnakları duvara sürtüyordu. Başka
bir anlamı olamazdı bunun. Hem Sabriye'nin evinde dikkatimi
çekmişti, kırmızı ojeli ve türbanlı bir ev
hanımına göre uzundu tırnakları.
Evet, artık çıkan her sesin nerden
kaynaklandığını biliyordum. Adamın homurtuları,
inlemeleri de artıyordu. Uzun zamandır karısıyla
sikişmeyen bir adama göre iyiydi doğrusu. Hemencecik
boşalmamıştı çünkü. Az sonra sikiş seslerinin
arasında, adamın, "Sen üste çık hadi!" lafını duydum.
Demek Şerife üste çıkacaktı bu kez. Bir kez daha
şaşkınlığa uğradım. Yatağın
gıcırdaması arttı, adamla Şerife yer
değiştiriyordu çünkü. Az sonra ise Şerife'den derin
inlemeler gelmeye başladı.
"Ohhh, ayy, ımmm, Cevat, oğhh, Cevatım, ayy..." sesleri
eşliğinde, yatak az öncekinden daha az gıcırdıyordu
şimdi. Ama belli ki Şerife bu şekilde daha çok zevk
alıyordu. Kocasının adının Cevat olduğunu da
öğrenmiştim böylece. Sikişin zevkiyle Şerife
kocasının adını söyleyivermişti. Bu pozisyonda adamdan
ses gelmez olmuş, ama Şerife kendini kaybetmişti. "Ahhh, ahhh,
ayy, ohhh, ımmm..." sesler beynimin içinde yankılanıyordu.
Yatağın gıcırdamaları da artıyordu. Şerife
zevke gelerek kocasının yarağının üzerinde
hoplayıp zıplıyordu anlaşılan.
Tüm bunlar olurken yarağım kazık gibi olmuştu. Stetoskobun
diyaframını ve kulaklıklarını iki elimle tutuyordum.
Bazen yatağın üzerinde dengemi kaybedecek gibi olsam da, gene de
sabit kalmayı başarıyordum. Sesler arttıkça artıyordu
her saniye. Gözümün önünde canlandırmaya başlamıştım
artık. Şerife kocasının göğsüne ellerini
dayamış, öne doğru eğilmişti. Ver her seferinde götünü
kaldırıp indirerek kocasının yarağını
amının derinliklerine sokup çıkartıyordu.
Birkaç dakika önce kaybolan 'Şlop, şlop, şlop!' sesleri yeniden
gelmeye başladığında, aynı tahmin ettiğim gibi
sikiştiklerini de anladım. Şerife ve Cevat'ın terli
kasıklarından geliyordu bu sesler. Şerife bulutların
üzerinde uçuyordu o anda. "Ahhh, ayy, ohhh, Cevat, ohhh, Cevat..." derken Şerife'nin
boşaldığını anladım. Cevat ise sonrasında
böğüre böğüre boşalıyordu. Karı koca iyi bir
sikişin ardından sarsıla sarsıla boşalırken, ben
de nerdeyse ayakta boşalacaktım. Yukarıdaki yatak
aşağı yukarı yaylanmaya, gıcırdamaya bir süre
daha devam etti. Ama sonunda sesler kesildi. Ben de artık dinlemeyi
bıraktım.
Yataktan indim ve doğruca banyoya geçtim. Ayakta 31 çekmeye
başladım. Şerife'yi düşünüyordum bu kez. Sarsıla
sarsıla boşalırken, üst katımda da birinin
işediğini duydum, hemen ardından sifon çekildi. Odaya
döndüğümde yukarıdaki sesler de kesilmişti. Uykuya dalmak
istedim ama yapamıyordum. Yanımda, altımda ve üstümdeki
dairelerde insanlar çatır çatır sikişiyorlar, ama ben 31
çekmekle yetiniyordum. Bu durum canımı sıkıyordu. Bir süre
kaldım öyle, üst katımdakilerin yürüdüğünü duydum. Sikişin
ardından belli ki onları da uyku tutmamıştı.
Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum, yarı uykulu yarı
uyanıktım. Üst katımdan gene gıcırdama sesleri gelince
kalbim küt küt atmaya başladı. Hemen fırladım yataktan, az
önceki pozisyonumu aldım ve Stetoskopla üst katı dinlemeye
başladım. Yatak ağır ağır yaylanıp
gıcırdıyordu. Kocasının, "Ohhh, Şerifem,
kadınım!" demesini duyuyordum. Şerife'den ise belli belirsiz
sesler geliyordu bu kez. Ama az sonra, "Ahhh, ayy, uhhh, çıkart, çok
acıyor, ahhh!" seslerini duydum. Kalbim yerinden
fırlayacakmış gibi oldu. Çünkü ne yaptıklarını
anladım. Cevat Şerife'yi götünden sikiyordu.
"Ahhhh, çıkart, ayy, yandım, ahhhh, çıkart şunu Cevat, uhhh!"
sesleri geliyordu Şerife'den. Kocasından ise sadece, "Ohhhh, ohhh!"
diye inlemeler. Az önce karısını amından siken Cevat,
şimdi de götünden sikiyordu. Yatağın
gıcırdamaları artmaya başlamışken,
Şerife'nin sesleri de bir artıyor, bir azalıyordu. Bir ara
Şerife'den şiddetli bir, "Ahhhh!" sesi geldi. Adeta feryat
etmişti. Hemen ardından Cevat'ın, "Amını siktiğimin
kaltağı rahat dur, çocuklar kalkacak!" dedi. Şerife ise, "Ahhh,
ayy, uhhh!" demeye devam ediyordu. Bu şekilde bir süre devam ettiler. Ama
Cevat'ın tiz sesler eşliğinde boşalmasıyla
sikişmeleri son buldu.
Kalbim deli gibi çarpıyordu. Şerife kocasına, "Çok
acıdı, çıkart diyorum sana, çıkartmıyorsun,
ağzına sıçayım senin!" dedi. Ama o anda bir tokat sesi
geldi. Cevat karısının suratına bir tokat
atmıştı. Hemen sonra Şerife'den, "Ahhh, bırak saçımı,
bırak!" sözleri gelirken, Cevat'dan da, "Amını götünü sikerim,
kes sesini! Eve geldiğime pişman etme beni, sikerim
ecdadını!" sözleri geldi. Şerife'nin, "Belanı versin senin!"
dediğini duydum. Cevat buna ses etmedi. Sesler birkaç dakika sonra
kesilirken, benim yarak gene tavan yapmıştı.
Bu binaya taşındığım için çok mutluydum...
[Bayram]
|