|
Kayınpederimin Sayesinde Yediğim Yarraklar! (6) (Hümeyra 28 Y., Ankara)
Saatin
alarmıyla zor bela uyandım. Bir iki saatlik uyku yetmemişti.
Üstelik kayınpederim amımı götümü
dağıtmıştı. Resmen ruh gibi gittim işyerine.
Kendime gelmek için içtiğim kahvelerin sayısını
hatırlamıyorum. Ali bey büroya öğleye doğru geldi. Onun da
gözünden kaçmamıştı uykusuz olduğum. Gülerek, "Ne o
fıstık, sabaha kadar beşik mi salladın?" diye sordu.
Ben de içimden (Ne beşiğinden bahsediyorsun, yarak yedim, yarak!)
diye geçirdim, "Yok, midem ağrıyor, sabaha kadar
uyuyamadım, mideme kramplar giriyor!" dedim. "Geçmiş olsun
güzelim! Ozaman bügün seni fazla yormayayım!" dedi.
Anlayışı için teşekkür ettim. Kahvesini götürdüm,
işimin başına döndüm.
Aklım görümcemde kalmıştı, acaba
kayınpederim azarlamışmıydı onu? Yada
dövmüşmüydü? Gerçi bana söz vermişti yapmayacağına dair,
ama yine de merak etmiştim. Aradım görümcemi. Fakat görümcemin cep
telefonu kapalıydı. Daha da meraklanmıştım şimdi.
Mesaim bitene kadar birkaç kez daha aradım, yine kapalıydı.
İyiden iyiye kaygılanmaya başlamıştım,
kızın başına kötü birşey geldi diye.
Akşam eve girdiğimde bir sürprizle
karşılaştım. İlk defa başıma geliyordu böyle
birşey. Kayınpederim kendi elleriyle sofrayı
hazırlıyordu. Salondaki masayı donatmıştı. Güzel
yemekler vardı. Porselen takımları
çıkarmıştı. Mumlar falan yakmış, çiçekler
vardı. Bir ufak rakı ve bir şişe de şarap! Müzik
setinden slow şarkılar çalıyordu. Görümcem yoktu ortalıkta.
Kayınpederim beni görünce, "Hoş geldin aşkım, hemen
sofraya buyur!" dedi. Bana salonun ortasında çekinmeden
'Aşkım' dediğine göre, görümcem evde değildi. Sofraya
otururken görümcemin nerede olduğunu sordum. Kayınpederim de gülerek,
"Trabzon'daki teyzesinin yanına gönderdim! Bir süre orda kalsın
da, biz de seninle evde başbaşa kalalım diye
düşündüm!" dedi.
Ne diyebilirdim ki, "İyi etmişsin
aşkım!" dedim, oturdum sofraya. Bana şarap doldurdu,
kendine rakı. Şarabı da ilk defa içiyordum. Yemeğimizi
yedik, içkilerimizi içtik. 3. kadehten sonra benim kafam iyi olmaya
başlamıştı. Kayınpederim, sanki onun kendi
karısıymışım da, yeni evlenmişiz de balayına
çıkmışız gibi, beni şimartıyordu. Bu ilgiyi
oğlundan bile görmemiştim. "Kafam dönüyor, galiba sarhoş
oldum!" dediğimde, beni kaldırdı ve kucağında
yatakodama taşıdı. Yatakodama girdiğimizde bir kere daha
şaşırdım. Orada da mumlar yanıyordu. Yatağımın
üzerine gül yaprakları serpmişti.
Beni nazikçe yatağa bıraktı. Kendi elleriyle
soydu, sonra kendisi soyundu. Ayak uçlarımdan öpüp yalayarak
yukarılara çıktı. Vücudumda öpüp yalamadığı,
emmediği yer bırakmadı. Göğüslerimi, amımı,
götümün deliğini, beni birkez orgazm edene kadar yaladı. Hiç acele
etmiyordu bunları yaparken. Keyfini çıkara çıkara öpüp
yalıyor, emiyordu. Ben de gözlerimi kapamış, zevkten uçuyordum
tabii. Bir saattir yalıyordu her yerimi. Ben artık ikinciye orgazm
olmak üzereydim, "Hadi gir içime!" diye inlemeye başladım.
Ama kayınpederim yalamaya devam ediyordu. Çıldırıyordum,
biran önce o yarağı amımda istiyordum. Dayanamadım ve
birden doğruldum, kayınpederimi sırtüstü yatırdım.
Yarağını biraz yalayıp, bolca tükürükle
ıslattım. Sonra hemen üstüne çıktım, elimle
yarağını amımın deliğine hizalayıp oturdum
üstüne. Amımı yardıra yardıra aldım köküne kadar içime
o koca başlı yarağı. Ohhhh, amımın içini
doldurmuştu yarağı. Hemen zıplamaya başladım.
Deli gibi zıplıyordum. Kayınpederimin yüzünde bir gülümseme, kollarını
başının altına koymuş,
zıplayışımı keyifle seyrediyordu. Ben de gözlerinin
içine baka baka zıplamaya devam ediyordum, inleye inleye. Orgazm olup
boşalmıştım, ama zıplamaya devam ettim bir süre daha.
Sonra halim kalmadı, yığıldım kaldım öylece.
Kayınpederim daha boşalmamıştı, yarağı
içimde kütük gibi duruyordu. Onun da boşalmasını isterdim, ama
yorulmuştum.
Kayınpederimin üstünde bir süre kalıp, biraz kendime
gelince kalktım. Yatağa dört ayak domaldım, siksin diye. Ama
kayınpederim halen kolların başının altında,
gülümsüyordu sadece. Yarağı kazık gibi, göbeğine
yapışmıştı, kalp gibi atıyordu. Döndüm, "Ne
oldu, niye gülüyorsun? Sikmeyecekmisin beni?" diye sordum. Doğruldu,
"Sikeceğim tabii ki, ama sana bir hediye aldım, çok hoşuna
gidecek!" dedi ve yastığın altından bir paket
çıkardı, verdi. Merakla açtım paketi. İçinden, aynı
gerçek yarak gibi, ten rengi, damarlı, plastik yarak çıktı.
"Hoşuna gitti değil mi, titreşim özelliği de var,
altındaki siyah kısmı çevir bak, titreşmeye
başlıyor!" dedi. Dediği kısmı çevirdim, hakikaten plastik
yarağın başı ve gövdesi titreşmeye başladı.
"Titreşim hızını ayarlayabiliyorsun!" diyerek
elimden aldı, altındaki kısmı biraz daha çevirdi.
Şimdi daha çok titreşiyordu.
Ben halen dörtayak pozisyonunda duruyordum. Plastik
yarağı yüksek titreşimdeyken arkadan amıma soktuğunda
bir tuhaf oldum. Salatalıktan çok daha iyi idi bu alet, amımın
en ücra köşesini bile uyarıyordu. Arda bir de sokup
çıkarıyordu. "Bir elinle tut da çıkmasın!"
diyerek bana devretti. Artık kendim sokup çıkarıyordum. Kayınpederim
de götümün deliğini yalamaya başladı. Götümü sikecekti. "Bir
saniye çıkar aleti!" dedi. Aleti amımdan
çıkardığımda, kayınpederim yarağını
tükürükleyip, biraz uğraştan sonra götüme girdi. "Şimdi
tekrar sok amına!" dedi. Tekrar sokarken sanki amım
daralmış gibi hissettim. Kayınpederim de götüme pompalamaya
başlayınca ben zevkten kudurdum. Ve çığlık
çığlığa orgazm olup, resmen işer gibi
boşaldım! Hemen benden sonra da kayınpederim boşaldı,
götümün içini doldurdu dölleriyle. Zaten uykusuz ve yorgun olduğum için, o
gece birdaha sikişmedik. Kayınpederimin kollarında uydum...
Her gün en
az bir yarağım vardı artık. Gündüzleri genelde Ali bey
büroda tek sikiyordu beni. Bazen yine Mustafa beyle birlikte sikiyorlardı.
Birkaç kere de Ali bey büroda yokken Mustafa beyle tek sikiştim.
Haftasonları da Cavit beyle Gölbaşındaki villasına
gidiyorduk, orda bol bol sikiyordu beni. Evde de kayınpederim sikiyordu.
Sürekli Ali bey, Mustafa bey, Cavit bey ve kayınpederim dörtgeni
arasındaydım. Ve ben sikildikçe daha daha ister hale gelmiştim,
sikişmediğim günü gün saymıyordum. Artık seks
manyağı olmuştum sanki, yolda giderken bile erkeklerin
yaraklarına bakar olmuştum. Bu arada bankada epeyce bir param
birikmişti. Ama harcayamıyordum o parayı. Gerek te yoktu zaten,
çünkü hergün bir sürü para alıyordum. Bunun yanı sıra maaş
da alıyordum. Gerçi bir kısmını kayınpederime
veriyordum, ama yine de çoğu bana kalıyordu.
Akşamları
eve geldiğimde hep, kayınpederim yemeği
hazırlamış, sofrayı donatmış ve beni bekliyor
oluyordu. Bir akşam eve geldiğimde yine yemek hazırdı, ama
masada fazladan 3 tabak daha vardı. Bu sefer mumlar ve çiçekler yoktu,
şarap da yoktu, onun yerine 2 büyük rakı ve mezeler vardı.
Ayrıca Arabesk müzik çalıyordu. "Hayırdır, misafir mi
gelecek?" diye sordum. Kayınpederim de, "Evet aşkım,
arkadaşlarımı yemeğe davet ettim, birazdan gelecekler!"
dedi. "Tanıyormuyum?" dedim. "Yok tanımıyorsun
aşkım, ama merak etme, üçü de çok yakın
arkadaşımdır! Göreceksin, çok candan, çok efendi insanlar. Kayınvaliden
öldükten sonra, beni birçok kez evlerine yemeğe davet ettiler, altında
kalmak istemiyorum! Haa, arkadaşlarımın yanında içmen uygun
olmaz diye, bugün senin için şarap koymadım masaya. Meyvasuyu veya
meşrubat içersin bu akşam sen de artık, kusura bakma lütfen
aşkım!" dedi. "Önemli değil!" dedim. Merak
etmiştim, acaba nasıl insanlardı...
Nihayet
gelmişlerdi. Kayınpederim arkadaşlarını, "Buyrun,
buyrun, geçin, hemen sofraya buyrun!" diyerek içeri aldı. Elleri
boş gelmemişlerdi. Birinin elinde bir demet çiçek vardı, biri
tatlı getirmişti, diğerinde de bir büyük rakı vardı. Hepsine
hoşgeldiniz dedikten sonra ellerindekileri aldım, mutfağa gittim.
Çiçeği vazoya koyup masaya götürdüm. O sırada kayınpederim
sırayla arkadaşlarını takdim etti. Kadir, Şinasi ve Erkan.
Sonra da onlara, "Bu da benim güzel gelinim Hümeyra! Çok hamarattır
kendisi, nasıl sofra hazırlamış ama!" dedi. Oysa elimi
bile değmemiştim, hepsini kendisi hazırlamıştı. İsmi
Erkan olan (Çiçeği getiren), "Hamarat olduğu belli, yemekler harika
görünüyor! Güzelliğine de diyecek laf yok!" dedi. Diğer ikisi de
iltifat etti. Başladık yemeğe...
İçlerinde
fizik olarak en düzgün, en uzun boylu, atletik ve yakışıklı
olanı Erkan idi. Bana bakarken, benimle konuşurken gözlerinin içi
gülüyordu. Erkan'ı daha kapıda ilk gördüğümde kanım
kaynamış, içim bir tuhaf olmuştu. Yemek yerken genelde diğerleri
kayınpederimle sohbet ediyor, Erkan ise daha çok benimle konuşuyor,
sürekli küçük küçük iltifatlar ediyordu. Hiçbirşey yapmadan
karşımda otursa bile, Erkan'a baktığımda bir tuhaf
oluyordum. Bir de dikkatimi çemişti, diğerleri rakıları löp
löp götürürken, Erkan çok ağırdan gidiyordu. Diğerlerinin 6.
veya 7. dubleleri bitmişken, Erkan'ın daha 2. dublesi nerdeyse dolu
duruyordu. Arasıra bardağını kaldırıyor,
"Haydin şerefe!" diye diğerlerine gaz verip,
tokuşturuyor, bardağını ağzına götürüyor, ama
dudağını değdirip geri bırakıyordu masaya. Bunu
birkez daha yaparken göz göze geldik ve bana gülümseyerek göz kırptı.
Ben de diğerlerine çaktırmadan ona göz kırpıp gülümsedim...
Masadaki iki
büyük rakı bitmiş, Şinasi'nin getirdiği rakıyı da
açmışlardı. O şişe de bitmek üzereyken, Erkan'ın
dışında hepsi yamulmuştu, artık konuşurlarken
ağzılarından çıkan laflar anlaşılmıyordu. Tuvalete
gitmeye kalktıklarında da, ağırçekimde ve yalpalayarak
yürüyorlardı. Şinasi zaten zom olmuştu, tuvaletten geri geldiğinde
masaya ulaşamadı bile, en yakın koltuğa zor attı
kendini. Koltukta sızdı sızacak durumdaydı. Kayınpederimle
Kadir de yanyana oturdukları için, birbirlerine yaslanıyordu sürekli.
Hatta tuvalete bile birlikte gidip geldiler, birbirlerine destek olarak. Bir
tek Erkan'da yamulma falan yoktu, eve ilk geldiği gibi duruyordu, o da hemen
hemen hiç içmediğinden dolayı.
Bir ara
Erkan da tuvalete gitmek için kalktı. O anda dikkatimi çekti, pantolonunun
önü kabarıktı. Çadırı dikmemişti, fakat kalkmış
yarağını bacağına doğru yan
yatırmıştı. Yarağı, sanki cebinde salatalık varmış
gibi duruyordu. Kayınpederimle Kadir'in arkasından, bana yine gülümseyip
göz kırparak gitti. Daha banyonun kapısını açar açmaz bana seslendi,
"Hümeyra canım, havlu yere düşmüş ıslanmış,
temiz havlu varmıydı?" diye. "Getiriyorum hemen!"
diyerek kalktım, dolaptan temiz havlu aldım götürdüm. Ama
gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Erkan banyonun kapısı
açık olduğu halde, çıkarmış yarağını
şarıl şarıl işiyordu. Ben de kapının
ağzında elimde havluyla dikilmişim, hayretle Erkan'ın yarağına
bakıyordum. Yarağını yandan görüyordum. Yarağının
boyu abartısızdı, fakat eğriydi! Eğri derken, Kangal
sucuğun yarısı gibi eğriydi. İlk defa öyle bir yarak
görüyordum. Şimdiye kadar gördüklerim nerdeyse cetvel gibi dümdüzdü. Amımın
karıncalanmaya başladığını hissettim.
Tam işemesi
bittiğinde, beni farketmesin diye geri koridora kaçacaktım ki, "Hoşuna
gitti mi?" diyerek bana doğru döndü ve yine gülümseyerek göz
kırptı. Ve benim şaşkın bakışlarım
altında yarağını lavaboda yıkayıp, havluyu istedi. Şaşkın şaşkın
girdim banyoya, havluyu verdim. Yarağını havluyla kuruladıktan sonra
yarağını geri pantolonuna koyup, havluyu kirli sepetine attı.
O anda farkettim lavabonun yanındaki havlu tertemiz ve kuruydu, yani yere
düşüp ıslanmamıştı. Sırf yarağını
göreyim diye havlu götürmemi istemişti. Ve yarağı hoşuma
gitmişti.
O yarağın amıma götüme girdiğini hayal
ediyordum ki, Erkan götümü avuçlayıp, "Umarım bu gece hemen uyumazsın
canım!" dedi ve beni banyoda öyle şaşkın
şaşkın bırakıp, salona gitti...
[Hümeyra]
|