|
Arkadaşım Karımın Küloduna Boşalmış! (2) (Bekir 40 Y., İstanbul)
O günden sonra Nizamettin'le
görüşmedik. Karımla da bu konuyu hiç konuşmadık. Bir ay
kadar sonra, yine bir gece yatakta bir sağa bir sola dönüp duruyordum.
İçimde nasıl bir bir sıkıntı vardı anlatamam. Karımla hayatımız yine rutin bir hal almıştı.
Karıma
sarıldım, güçlükle ağzımdan, "Nizamettin'i
çağırayım mı?" sorusu çıktı.
Açıkçası karımın itiraz edip kızmasını
bekliyordum. Ama karım yumuşak ve sakin bir ses tonuyla, "Sen
bilirsin..." dedi. İtiraz etmemiş, kararı bana
bırakmıştı. Sanırım o da istiyordu.
Ertesi gün Nizamettin'i
aradım. Biraz havadan sudan konuştuktan sonra, "Akşam
yemeğe gelsene, bir iki duble içeriz!" dedim, kabul etti. Telefonu
kapattıktan sonra karıma, "Akşam misafirimiz var!"
dedim. Karımın yüzünde hafifçe bir gülümseme belirdi ve "Ben hazırlık yapayım o zaman!" dedi. Bu işin sonu nereye
varacak
diye merak ediyordum. O gün hemen Elektronikçiler
çarşısına inip, kamera aldım, ufak tefek, her yere
saklanabilen bir şeydi. Satan adam, tam doluyken 24 saat kayıt
yapabildiğini, ayrıca ses kaydı da yaptığını
söyledi.
Nizamettin'i kameraya çekecektim.
Aklımda, Nizamettin'i bu gece bizde kalmaya ikna etmek, sonra da yatak odamızı ona vermek vardı. Sonrası Nizamettin'e
kalıyordu, hazine odası bulmuş define avcısı gibi
olacaktı. Bundan karımın bile haberi yoktu. Eve döndüğümde karıma,
sadece yatak odamızda Nizamettin'i yatırmayı
düşündüğümü söyledim. Bana verdiği tek cevap, "Sen bilirsin,
bana
bir şey sorma!" oldu. Bu arada karım da yatağın
yanındaki tekli koltuğa çamaşırları katlayıp üst
üste koymuştu. En üste güzelce katlanıp konmuş
eşarpları, hemen altına da nerdeyse bir düzine kadar külotunu
koymuştu. Tuzak hazırdı. Şimdi sabırsızlıkla
akşam olmasını bekliyorduk...
Akşam saat 8
gibi Nizamettin geldi, elleri doluydu. Masa hazırdı. Hemen
yemeğe oturup, ufaktan da içmeye başlamıştık. Nizamettin
yanında getirdiği ünlü bir markanın kağıt
çantasını açtı. İçinden önce bir kazak çıkardı ve
bana
uzatarak, "Kardeşim, benden sana bir ufak hediye!" dedikten sonra, "Bir de ablamı geçen kızdırdık, bu da ona
kendimizi affettirmek için!" diyerek, kutusunda olan bir eşarp
çıkardı. Şaşırmıştım, sadece, "Sağ
ol ortak, ne zahmet ettin, hiç gerek yoktu!" diye karşılık
verdim, sonra da mutfakta olan karıma seslendim, "Hanife gel bak, Nizamettin
bize hediye getirmiş!" diye.
Karım içeri
girdi. Göz göze geldik ve kutuyu uzatırken, "Bak Nizamettin bize
getirmiş, seni kızdırdık ya geçen sefer, bizi afetsin yenge
diyor!" dedim. Karım Nizamettin'e, "Abi ne gerek vardı,
mahcup ettin bizi şimdi. Affedilecek bir şey yok!" dedi ve
kutudan eşarbı çıkardı. Meslek icabı anlıyordum,
bu kutu daha önce açılmış ve eşarp öyle amatörce
katlanmış ve kutuya yeniden koyulmuştu. Sanki daha önceden kullanılmıştı. Karım, "Çok teşekkürler abi,
çok
güzelmiş!" dedi. Nizamettin de, "Ablam umarım beğenirsin,
sana çok yakışacağından eminim, güle güle giy!" dedi. Karım
tekrar teşekkür edip gitti. Nizamettin'in aldığı hediyeler
pahalı şeylerdi. Zaten Nizamettin'in maddi durumu bizden çok çok iyiydi.
Pahalı bir arabası vardı ve lüks bir Rezidansta kalıyordu...
Kadehler ardı
ardına bitiyordu. Karım içeri girdi, elinde hazırlamış
olduğu meyve tabağı vardı. Ama başında Nizamettin'in
hediye getirdiği eşarp vardı. Siyah parlak satendi, üzerinde
rengarenk küçük gül desenleri vardı ve karıma da çok
yakışmıştı. Farklı olan sadece bu değildi. Karım çok abartılı olmamak kaydıyla hafif bir makyaj
yapmıştı. "Nasıl, yakışmış mı?"
diyerek
elindeki tabağı masaya bıraktı. Evet, çok
yakışmıştı ve ben ona böyle pahalı kaliteli güzel
şeyler alamıyordum. Nizamettin, "Abla çok
yakışmış!" dedi. Ben de, "Evet, çok
yakışmış!" diyebildim mahcubiyet içinde. Karım
şöyle etrafında döndü, çocuklar gibi mutluydu. Sonra hiç
beklemediğim bir şekilde masadaki boş sandalyeye oturdu ve "Ben
alkol içmiyorum, ama abimin bu güzel jesti için size meyve suyuyla
katılmak istiyorum!" dedi. Bana baktı, ama izin ister gibi bir
hali yoktu. Bozulmuştum, ama belli etmemeye çalıştım.
Hep beraber
kadehlerimizi tokuşturduk, "Güzel ve mutlu günlere!" diye içtik.
Bu an benim ve hayatımın değiştiği andır. Nizamettin
lavaboya gidince, "Hanife, ne yapıyorsun sen?" diye sordum. Karım
dudaklarıma bir öpücük kondurdu ve "Kızdın mı
aşıkm, yoksa kıskandın mı?" dedi. Sonra da elini
sikime attı ve "Ben seninim merak etme! Şey... Sana sormadan bir
şey yaptım, ama kızma!" dedi. Kaşlarımı
çatarak, "Ne yaptın sen?" diye merakla sordum. Karım, "Aşkım
bu eşarba boşalmış Nizamettin, arka kısmına,
kurumuş, ama yine de giydim! Hem onun burada kalmaya ikna olması lazım değil mi?" dedi. Ses çıkarmadım,
kafasını tuttum kendime çektim, dudaklarını öpmeye
başladım. Niyetim eşarbı kontrol etmekti. Ellerimi
eşarbın
üzerinde gezdirmeye başladım. Karımın
dediği yeri buldum, evet o kısım kurumuş ve
sertleşmişti. Bir an önce karımı sikmek istiyordum, sikim taş
gibi sertleşmişti, ama yatmaya gidene kadar beklemeliydim...
Üçümüz masada oturmuş,
bizim eski günlerimizden bahsediyorduk. Saatler gece yarısını
biraz geçiyordu. Nizamettin benden fazla içmişti. 70'lik rakının
yarısından fazlasını tek o içmişti. Ona, "Ortak
bu gece gitme, şimdi çevirme falan olur..." dedim. "Yok, gitmem gerek!" dedi. "Gitme, yer var burada!" dedim. Nizamettin gitmek
için
ısrar ediyordu. Karım söze girerek, "Abi biliyoruz
gidebilirsin, ama polisler ehliyetini alır falan, bak biz yabancı
mıyız, sana içeriyi hazırlarım, güzelce yatarsın. Hadi
abi, kırma bizi!" dedi.
Nizamettin
karıma baktı ve "Senin o güzel hatırın için
kalıyorum!" dedi. Sonra da bana, "Ee Bekir, son bir cila yapsak
iyi olacak, ama şişe bitti!" dedi. "Ortak ben hallederim!"
dedim. Karıma da, "Hemen gidip geliyorum!" dedim. Nizamettin, "Arabayla
git
yürüme!" dedi ve karım da yanımızdayken cebinden bir
tomar para çıkarıp, "Al!" diyerek bana uzattı.
Tamamı bir destenin yarısından fazlaydı. "Olmaz ortak!" dedim. "Al dedim sana, arabaya mazot al!" dedi. Parayı
alıp, içimde biraz korku, biraz heyecanla dışarı
çıktım. Arkadaşım da olsa Nizamettin'le karımı
yalnız bırakmak ürkütmüştü beni.
Önce birkaç bira
aldım, sonra da benzinliğe uğrayıp arabanın deposunu
fulledim. Gidip gelmem yaklaşık 20 dakika sürmüştü. Eve
geldiğimde Nizamettin televizyon izliyordu, karım ise masadaki
fazlalıkları topluyordu. Karım mutfağa gittiğinde arkasından gidip, "Ne yaptın canım? Var mı bir sorun?"
diye
sordum karıma. "Yok canım, ne sorunu olacak, abi
kardeş senin dedikodunu yaptık!" dedi. Korkulacak bir şey
yoktu, her şey normal yolunda görünüyordu. Kendimden
utanmalıydım böyle saçma sapan şeyler aklımdan
geçirdiğim için. Biri karım, diğeri dostumdu...
Nizamettin'le
biralarımızı içtikten onu yatakodamıza götürdüm. "İşte
ortak, sen burada kalacaksın!" dedim. Nizamettin, "Bekir zahmet
oldu size. Bir de odanızı veriyorsunuz, mahçup oldum size!" dedi.
"Yok, ortak keyfine bak sen!" dedim. Önceden
ayarlamıştım kamerayı, tam yatağı çekecek
şekilde
dolabın üstündeki yastıkların arasına
koymuştum. Ancak çok dikkatli bakınca fark ediliyordu. Her şey tamamdı. Odadan çıkarken karımın koltuğa
bıraktığı çamaşırların
dağılmış olduğunu fark ettim. Acaba Nizamettin ben
evde yokken yatakodamıza mı girmişti? Şüphelenmiştim.
İçim içimi yiyordu. Ben evde yokken bu odada neler olmuştu?
Sonunda herkes
odasına çekilmişti. Biz de yatılı okuyan
kızımızın odasında yatacaktık. Karım da
benim gibi azmıştı. Bugüne kadar yapmadığı
şeyleri yapıyor, her yerimi öpüp yalıyordu. Yatakta
doğruldum birden ve "Aşkım bu senin çamaşırlar...
biz odaya girdiğimizde dağınıktı!" dedim. Karım,
"Bilmiyorum, ben odayı kontrol etmek için girdim, bir daha da
girmedim.
Benden sonra Nizamettin bir kere tuvalete gitmişti, belki o
zaman girmiştir. Ne oldu ki?" dedi. "Hepsi
karmakarışıktı!" dediğimde, "Öyle olmayacak mıydı zaten? Ha önce karıştırmış, ha sonra,
ne fark eder?" dedi. Karım haklıydı. Karıma, "Şimdi
ne yapıyordur acaba? Merak etmiyor musun?" dediğimde, "Ben
seni istiyorum şimdi! Bırakta şu anın zevkini
çıkartalım!" dedi. Karım yine haklıydı, "Bu
gece ilkleri yaşayalım o zaman!" dediğimde, "Ne gibi?"
diye sordu.
"Görürsün
birazdan!" deyip, onu tamamen soydum ve ben de soyundum. Alta uzandım
ve onu 69 pozisyonunda üzerime çıkarttım. Kalkık
yarağım yüzüne bakıyordu, onun beyaz ve tombul göt
yanaklarının arasındaki etli ve sulu amcığı ise
benim yüzümdeydi. Karım, "Ben ne yapacağım?" deyince, "Yarağımı
yala!" dedim. Başını geriye atıp, "Tövbe tövbe! O
ne demek?"
deyince, ben onun amına dilimle yumuldum. Hafif bir inilti
çıkardı. Dilimle amının içine giriyor, am
dudaklarını emiyordum. Derken ben bir şey demeye kalmadan, o da yarağımı yalamaya başladı. Acemiydi, çünkü ilk defa
bunu yapıyorduk. Yarağımın kafasını
dudaklarının arasına almıştı. "Dilinle yala,
dondurma gibi yala!" deyince, bu sefer dilini çıkarıp dondurma yalar
gibi yalamaya başladı. Nasıl yapacağını bilmiyor,
ama kolayca öğreniyordu.
Bense
karımın göt yanaklarını iki yana iyice açmış, bir
taraftan dilim amının içindeyken, parmaklarımla da
amını ovalıyordum. Sonra parmağımı göt
deliğinin etrafında gezdirmeye başladım. Derken
parmağımı yavaş yavaş göt deliğine sokmaya
başladım. Karım yarağımı deli gibi emiyor,
yalıyordu ve o sırada götüne bir parmağın girdiğinden
haberi
yoktu. Orta parmağım yavaş yavaş göt deliğine yarısına kadar kadar girmişken, karım ani
bir hareketle başını
arkaya çevirip, "Aay, yapma, ah, yapma yapma, oradan olmaz!" demeye
başladı. Ama ben sokmaya devam ediyordum. Ona, "Sen işini
yap!" deyince, "Ay yapma, lütfen, çok günah!" dedi tekrar. Onu
incitmek istemiyordum. Parmağımı götünden çıkarınca,
karım aynı şekilde yarağımı emmeye devam etti.
Dilim
amının içine girdikçe amı sulanıyor; dilim,
ağzımın kenarları zevk suları ile
ıslanıyordu. Ve ben bundan zevk alıyordum. Karımın
etli amının suları beni daha çok azdırıyordu.
Karım ise yarağımın kafasını diliyle,
dudaklarıyla emiyor, yalıyordu. Gittikçe daha iyi yapmaya başlamıştı. Neredeyse ağzına
boşalacaktım, "Tamam, bu kadar yeter!" diyerek göt
yanaklarına
şaplak attım. Beyaz ve tombul göt yanakları
sütlaç gibi titremişti. Karım başını
kaldırıp bana baktı ve "Tamam mı? Bitti mi?"
deyince, "Daha yeni başlıyoruz!" dedim. Ona üzerimde
dönmesini söyledim.
Döndü. Ellerini
başımın iki yanına koyarak dizlerinin üzerinde
çökmüştü. Başını tutup kendime çektim ve dudaklarına
yumuldum. Etli dudaklarını emmeye, ısırmaya
başladım. Büyük memeleri göğsüme değdikçe daha çok
arzuluyordum onu. İki elimle göt yanaklarını
avuçlamış, hamur gibi yoğuruyordum. O sırada ona, "Dizlerinin
üzerinde
hafifçe doğrul, götünü yukarı kaldır!" dedim.
Dediklerimi aynen yapınca elimi yarağıma attım ve belimi
hafifçe yukarı kaldırdım. Amını göremediğim için
bir süre yarağımı öne arkaya, sağa sola tuttum, ama sonunda amına girmeyi başardım.
Yarağımın kafası
amına ilk girdiği anda, "Uff, ımm!" diye sesler
çıkardı. Belimi daha çok yukarı kaldırınca yarağım
daha çok içine girmişti.
"Şimdi
yavaş yavaş yarağımın üzerine otur!" dedim. Ben
belimi indirdikçe o da dediğim gibi götünün üstüne oturur gibi yaptı.
Dirseklerini yatağa dayamasını istedim ve onu belinden tutup
biraz kendime çektim. Şimdi istediğim pozisyona gelmiştik.
Alttan
amına pompalamaya başlayınca, "Ay, uh, ıhh!"
demeye başlamıştı bile. Belimi her seferinde
kaldırıp indirdikçe yarağım bir piston gibi amına girip çıkıyordu. Göt yanaklarını deli gibi
avuçlamıştım bu pozisyonda. Aldığım zevkle kendime
engel olamayıp götüne birkaç şaplak attım. Çıkan ses
odanın içinde yankılanmıştı. Karım inlemeyle
karışık, "Ay, ah, yapma, Nizamettin duyacak!" deyince
kendime geldim. Karım, "Iıhh, ııhhh!" diye diye
sürekli inlerken memeleri de göğsüme temas ediyordu.
Bir süre bu
şekilde onu siktikten sonra ona doğrulmasını söyledim.
Yavaş yavaş doğruldu ve yarağımın üzerinde oturur
vaziyette kaldı. Yarağım taşaklarıma kadar karımın
sıcacık amının içindeydi. Karıma, "Sen kendin
yavaş yavaş götünü kaldırıp indir!" dedim. Ellerini
tuttum
ve karım yarağımın üzerinde yaylanmaya, götünü
kaldırıp indirmeye başladı. Bu şekilde ben enerji harcamıyordum. Karım aldığı zevkle
hızlandıkça hızlandı. Başını tavana
dikmiş, gözleri kapalı, "Iıhh, ıııh!"
diye inliyor, bu sırada memeleri aşağı yukarı
sallanırken yataktan da ağır ağır gıcırdama
sesleri geliyordu. Bir süre sonra derin derin nefes alıp vermeye,
hırıltılar çıkarmaya başladı ve bir anda kendini
üzerime bıraktı. Orgazm olduğunu anladım. Göğsüme
yığılı halde başı yanıma düşmüştü.
Halen kesik kesik inliyordu. Saçları yüzüme değdikçe
sıcaklığını hissediyordum.
Ben bu kez onu
belinden tutup kendime çektim ve alttan amına yine pompalamaya
başladım. Gittikçe hızlandım, hızlandıkça daha
çok pompaladım. Kasıklarım göt yanaklarına,
kalçalarına çarptıkça şiddetli sesler çıkıyordu. Sonun
da ben de dayanamadım ve karımın amına döllerimi
boşalttım. O şekilde bir süre amında kaldım.
Karım kendine gelir gibi olunca ona doğrulmasını söyledim.
Dizlerinin
üzerinde doğrulunca yarağımı amından
çıkardım. Külçe gibi yanıma düştü ve uzandı. Gözleri
sanki boş boş bakıyor gibiydi. Ona sarıldım. Boynunu, yüzünü öptüm. İkimiz de ter su içinde kalmıştık. 10-15
dakika dinlendikten sonra karım yataktan kalkıp kenardaki külotunu
giydi, üzerine de geceliğini. Yanıma yatıp, gülümseyerek, "Şimdi
Nizamettin napıyor düşünebilirsin!" dedi...
Sabah
uyandığım zaman saat 5 gibiydi, karım halen yatıyordu.
Nizamettin'i merak etmiştim, ne yapmıştı. İçimdeki
şeytana uyup yatak odasına doğru yürüdüm. Kapıyı
hafifçe yokladım. Kilitli değildi, hafifçe araladım. İçeriye
bakınca
Nizamettin'in mışıl mışıl uyuduğunu
gördüm. Yatakta çırılçıplak yatıyordu. Ve yatağın
üzerinde karımın külotları ve eşarpları vardı. Nizamettin'i gerçekten anlamıyordum. Korkmadan
cüretkar bir şekilde
kapıyı bile kilitlemeden yatabiliyordu. Acaba bildiği bir
şeyler mi vardı? Yoksa yaptıklarına ses
çıkarmamamızdan cesaret mi alıyordu?
Ayak seslerini
duyup kafamı çevirdiğimde karımı karşımda gördüm.
Basma eteğini giymiş, üstünde de çiçekli gömleği,
başında da şifon eşarbı vardı. Tuhaf bir
şekilde bana bakarak, "Ne yapıyorsun?" diye fısıldadı.
Önce sus
işareti yaptım, sonra da git işareti. Sesini
çıkarmadı, ama gitmiyordu da. Karıma, "Sakın bana görmek istediğini söyleme!" diye fısıldadım. Yüzünü
yere eğdi. Kolundan tutup aralık kapıya
yanaştırdım. Karım kafasını kaldırarak
çırılçıplak uyumakta olan Nizamettin'e baktı. Bir süre
sessizce öyle kaldık. Sonra kapıyı kapatarak sessizce
odamıza döndük.
Karımla
yeniden soyunup, hayvanlar gibi sevişmeye başladık. Yarağımı
amının dudakları arasına sürtmeye başladığımda,
karım sabırsızlıkla, "Hadi soksana!" diye inledi.
Biraz daha sürtüp, "Kimin yarağı bu?" diye sordum.
Karım şaşırmıştı, "Kimin olacak, senin!
Hadi sok!" dedi. "Yok, benim yarağım değil, kimin?"
dedim. Karımın Jetonu düşmüştü, "Nizamettin'in!"
dedi. Gülümseyerek, "Ben kimim?" diye sorduğumda ise, "Nizamettin'sin!
Sik beni Nizamettin!" kelimeleri döküldü ağzından. Yarağımı
amına geçirip, hayvan gibi siktim karımı. İkimiz de boşaldıktan
sonra hiç konuşmadık. Birbirimize sarılarak uyuduk.
Sabah saat 9 gibi
uyandım yeniden. Karım yatakta yoktu. Kendisine seslendiğimde, "Mutfaktayım
aşkım, gel!" dedi. Yanına gittim, kahvaltı hazırlıyordu.
Bana, "Nizamettin gitmiş haberin olsun. Uyandığımda
gitmişti. Odayı toplamış, hatta çamaşırları
bile
düzgünce katlayıp yerine koymuş!" dedi. "Başka?"
dedim. "Ne başka?" diye sordu. "Başka bir şey var mı işte?" dedim. Karım,
"Eğer çamaşırlarımı
soruyorsan, tüm çamaşırlarım tam hepsi yerinde. Eksik yok. Bu
nasıl bir adam Bekir, tam beş kere mi yapmış? Beş
eşarbıma da attırmış. Bir tanesi daha
ıslaktı. Ama bütün eşyalarımı
karıştırmış, hatta dolabı bile!" dedi.
Karıma
sarılıp, "Boşver şimdi eşyaları, sen
nasılsın, mutlu musun?" diye sordum. "Evet bir tanem, hem
de çok!" dedi. Karımı dudaklarından öpüp, "Bu
sınırları
koruduğumuz
sürece sorun yok değil mi?"
dedim. Karım, "Sen nasıl istersen öyle olsun Bekir. Peki, bu
adam her şeyi bildiğimizi anlamayacak mı?" dedi. "Bir
süre böyle devam edelim bakalım. Neler olacak göreceğiz!" dedim.
İşe
gitmeden önce yatakodasındaki kamerayı gizlice aldım.
Görüntüleri karımın görmesini istemiyordum. Heyecanlıydım. Görüntüleri
çok merak ediyordum. Dükkanda izleyecektim...
[Bekir]
|