|
Dedemin Kiracısı Kuduruk Çıktı! (2) (Serdar 20 Y., Ankara)
Zübeyde abla
mesajında, yarın sabah kendisini yakın bir ilçede bulunan
alışveriş merkezine götürüp götüremeyeceğimi soruyordu. "Tabi
götürürüm abla!" diye mesaj attım. Bir süre sonra cevap geldi,
"Rahmetli kocamın maaşı yattı, kendime kıyafet
almak istiyorum, senle beraber bakarız diye düşünmüştüm. Senin
de işin yoksa akşama doğru da beraber geliriz!" diye. Ama
garip olan, bunu daha bir gün önce kardeşinin evinde
tanıştığı biriyle yapmak istemesiydi. Ya kadın
beni çocuk olarak görüyordu, yada benimle ilgili farklı düşünceleri
vardı. Ben de cevap olarak, "Ne yapmak istersen yaparız abla,
sen merak etme. İyi geceler!" yazıp yolladım.
Sabah 9:00
gibi annem kahvaltıya uyandırdı. Gayet normaldi, ilaçla
uyuduğunu anlamamıştı. Kahvaltımı yaptıktan
sonra mutfakta dedemden kaçarak sigaramı içiyordum. İçerden annem
seslendi, "Seni Zübeyde abla diye biri arıyor!" diye. Koşarak
gittim, annemin elinden telefonu kapıp, meşgule aldım. Annem
sordu, "Kim bu?" diye. Ben de, "Okuldan bir abla, Ankara'ya
gelecekti, gelmiş herhalde, ondan arıyordur..." dedim. Ama annem
inanmadı ki, "Hıı, eminim öyledir!" dedi munzurca
gülerek.
Annem çok
anlayışlı bir insandır. Ben Lisedeyken eve kız
atacağım zaman anneme, "Hadi anne komşulara git, ev bana
lazım!" derdim, annem de durumu anlar "Ortalığı
fazla dağıtma, ben gelmeden de evde kimse olmasın!" der
komşulara giderdi. Bu sayede Lisede ev sıkıntım
olmamıştı. Okuduğum lisede de verici kız da çok olunca,
her hafta mutlaka biri gelirdi eve. Bir keresinde de üst katımızda
kalan komşumuzun bana olan yavşamasını ben anlamadan annem
anlamış, "Bu kadın kaşınıyor, aman deyim sen
elini sürme, başımızı belaya sokma!" demişti. Gerçekten
de anemin dediği gibi olmuştu, kadın beni her gördüğünde
sarılıp öper, süzer aşkımlı hayatımlı
konuşup cilveler yapardı. Ama ben hiç kötü gözle
bakmamıştım. Annem gözümü açmış, ama geç
açmıştı. Ben kadınla yakınlık kuramadan
taşınıp gitmişlerdi.
Avluya
çıkıp Zübeyde ablayı aradım. "Ne zaman gideriz?"
diye soruyordu. "Bir saat sonra evden alırım abla seni!"
dedim. Ama o, "Komşular görür şimdi gündüz gözüyle,
yanlış anlamasınlar, çarşıdan alırsın
beni!" dedi. Ben de, "Tamam!" diyerek kapattım telefonu.
Eve girip
üstümü değiştirdim, dişlerimi fırçalayıp zaman
öldürdüm biraz. Çıkmaya yakın Handan abla geldi bize, annemle
otururken, "Ne haber yakışıklı?" dedi. "İyidir
ablam, senden ne ne haber?" dedim. "Çok güzel uyudum, baya bir
enerjiğim!" dedi gülerek. Annem de, "İyi o zaman, gel senle
halı yıkayalım, enerjini boşa harcama!" dedi. Ben de,
"Süper fikir, ben kaçıyorum kızlar, akşama gelirim!"
diyerek çıktım yanlarından. Handan ablanın suratı
düşmüştü, ne umdu ne buldu. Annem onun enerjisini alırdı
akşama kadar.
Zübeyde
ablayla buluşacağım yere geldiğimde beni bekliyodu. Altında
dizinin hemen üstünde siyah pileli bir etek, üstünde fazla dekolte olmayan yarım
kollu beyaz bir body vardı. Arabaya binip, "Naber canım?" diyerek
dudağıma yakın bir yerden öptü.
Şaşırmıştım, o da anladı ama hiç bozuntuya vermedi.
Sonra, "Ee, gitmiyormuyuz, çok işimiz var daha!" diye
şakayla dizime vurdu. Yola çıktık, 15 km yolumuz vardı, ben
de vakit kaybetmemek için süratle gittim. 15 dakika sonra geldik alışveriş
merkezine. Ankara'daki AVM'lerle kıyaslanamaycak derecede küçük bir yerdi.
Zübeyde abla, "Hemen alışverişe başlayalım
mı, yoksa birşeyler içelim mi?" diye sordu. Ben de, "Biran
önce alalım ne alacaksak, sonra içeriz!" dedim.
Normal
kıyafetlerin satıldığı 3-4 tane mağaza vardı
zaten. birkaç etek pantolon aldı denemek için, önce bana gösteriyor, onay
verirsem kenara koyuyordu kıyafetleri. Ben de birkaç kısa etek bakınıyordum
ona uygun. Aradığımı bulmuştum, beyaz, dizinin 2
karış üstüne gelebilecek bir etekti. "Bunu da denesene!"
dedim ona gösterip. "Çok kısa, nerde giyecem ben onu? Mahallede
adım çıkar sonra!" dedi. Ben de, "Tatile gidince giyersin,
evde giyersin!" dedim gülerek. "Olabilir, evde böyle
dolaşmayı seviyorum zaten!" dedi. Sanki şifreli
konuşuyorduk onunla. Sinyal veriyordum, o da anında anlıyordu,
yada ben öyle olmasını istediğim için öyle geliyordu bana.
Beğendiklerini
deneyip bana gösteriyordu, ben de olmuş olmamış deyip
yolluyordum. O kadar çok şey almıştı ki, ben
yorulmuştum beklemekten, ama Zübeyde abla hiç usanmadan yorulmadan giyip
çıkartıyordu. Bir ara kabinden bana seslendi, "Gelirmisin?"
diye. Kabinin önüne gidip, "Ne oldu abla?" dedim. "Senin
beğendiğin etek çok dar oldu, belimden geçmiyor, 40 bedenini
getirsene!" dedi. Orda çalışan kıza söyledim ben de. Getirdi,
ben de, "Al abla!" diye uzattım eteği. Alırken
açılan perdenin arasından arkadaki aynadan kalçalarını
saran kırmızı dantelli külotunu gördüm, o anda fark ettim
kalçalarının çok güzel olduğunu. O da
baktığımı anladı, ama hiç bir tepki vermeden
kapattı perdeyi.
Ben halen
gördüğümün etkisindeydim ve içimden (Bu karıyı bugün sikmeliyim,
yoksa bu fırsat bir daha kolay kolay elime geçmez!) dedim. Kafamda planlar
kuruyordum, ama hiç biri mantıklı gelmiyordu. Bu sırada tekrar
çağırdı beni, ama bu sefer içeri girmemi istedi. İçeri
girdiğimde, eteği giymiş üstüne de, beyaz lacivert çizgili, tek
omzu açıkta olan sweet vardı. Gerçekten de çok güzel olmuştu.
"Çok güzel olmuş abla!" dedim. "Ben de beğendim de, iç
çamaşırım belli oluyor dışardan, o yüzden
çıkmadım!" dedi.
Aynadan
arkaya baktım, kalçalarının tüm hattı meydandaydı
gerçekten. Ona bakarken sikimin kalktığını fark ettim. O da
fark etmiş olacak ki önüme baktı. Hiç bozuntuya vermeden, "Hadi
alıp da çıkalım!" dedim. Beğendiklerini ve benim
beğendiğim eteği alarak çıktık. Yaklaşık 1,5 saattir mağazadaydık. Yorulmuştum. "Birşeyler
içelim mi abla, yoruldum ben!" dedim. "Daha ne yaptık da
yoruldun canım? Daha çok işimiz var! Ama sana kıyamam, zaten
buraya kadar yordum seni!" deyip, birşeyler yeyip içebileceğimiz
bir yere oturduk.
Bana, geçen seneye kadar İsveç'de yaşadığını,
kocasını iş kazasıyla kaybettiğini, yüklü bir miktar
tazminat aldığını, bunun dışında her ay da
maaş gibi bir ücret yatırdıklarından bahsetti. Burda
ailesine yakın olmak için kesin dönüş yaptığını,
parayı da değerlendirmek için birşeyler düşündüğünü ve
o paraya henüz ellemediğini anlattı. Biraz daha oturduktan sonra bana,
"Hadi hesabı iste de, kalkalım!" dedi. Hesabı benim
ödememi istedi. Ödeyip kalktık ordan. Anlamıştım niyetini
ve aynı zamanda Zübeyde ablanın boş biri değil de görmüş
geçirmiş biri olduğunu. Orda hesabı kendisi ödeseydi, bana
çevreden nasıl bakılacağını düşünmüştü
aklınca. Çıkınca da benim düşüncemi onayladı.
Ordan çıkıp ayakkabı mağazasına girdik. Ben
ayakkabıya çok önem verirdim ve kadında da zevkli bir insandım.
Girer girmez birkaç çift ayakkabı gösterdim, "Bunlar
aldıklarınla çok güzel olur!" diye. O da beğendi ve direk
denedi. Orda ayaklarının da çok bakımlı olduğunu
gördüm. Kardeşi Handan o kadar bakımlı değildi,
aralarında çok fark vardı kıyasladığında. Zübeyde
abla o saatten sonra benim gözümde bir ilahtı. Kendine birkaç çift
ayakkabı aldıktan sonra, bana da zorla iki çift ayakkabı
aldı.
Aldıklarımızı
arabaya koyup geldim. "Bitti mi alışveriş abla?" diye
sordum. "İç çamaşırı da almam gerek,
çıkmışken onu da alayım!" dedi. Kadın erkek
karışık iç çamaşırı satan bir mağazaya
girdik. O kendine bakarken, ben de etrafa bakıyordum. Yanıma gelip,
"Hadi birkaç tane de sen beğen, zevkini sevdim!" dedi
aşağıyı göstererek. Önce anlamadım, yüzümdeki ifadeden
anlamış olacak ki, ayakkabıları kastettiğini söyledi.
Normalde bu konularda çekinmeyen, hatta aksine işi pişkinliğe
vuran Serdar gitmiş, yerine utangaç, yüzü kızaran Serdar gelmişti
sanki. Onun giydiği külotlara benzer, dantelli saten birkaç tane normal
külot gösterdim. "Güzel seçim!" dedi. Hemen yanında da aynı
tipte tanga modeller vardı. Artık bu dereceye gelmişken, ben de
iyice rahatlayıp, tangayı gösterdim ve "Bu tarz
giyermisin?" diye sordum. Yüzüme bakıp, "Sadece evde
giyerim!" dedi gülerek. 2 tane de o tipten alıp çıktık.
Alışveriş faslı bittiğinde saat 13:00'e geliyordu. "Ee şimdi
napıyoruz abla?" dedim. "Benim eve gidelim, orda dinleniriz
biraz, sonra çıkar gezeriz!" dedi. "Komşular görmesin,
sonra laf ederler!" dedim. O da bulunduğumuz ilçede bir evinin daha olduğunu,
kocası yaşarken aldığını, Türkiye'ye izine
geldiklerinde birkaç gün burada kaldıklarını, kocası
öldükten sonra ilk defa gideceğini söyledi. Açıkcası o eve gidip
duygusal bir ortam yaşamak istemiyordum. İsteksizce de olsa, "Tamam,
hadi gidelim!" dedim ve evine gittik.
Evdeki
mobilyaların üstü beyaz örtülerle kaplıydı. Sadece salondaki
örtüleri kaldırıp oturduk biraz. Korktuğum başıma
gelmişti, eski kocasıyla olan anıları anlatıyordu. Bir
süre sonra da ağlamaya başladı. Mutfaktan bir bardak su ve
peçete getirip verdim ve yanına oturdum. Bana, "Her kadın
arkasında duracak bir erkek ister, ben ne kadar
şansızmışım ki, bu yaşımda dul
kaldım!" dedi. Ben de ağlamayı kessin diye, daha
yaşının genç olduğunu, istese her erkeği
parmağında oynatabileceğini, güzelliğiyle başlar
döndürebileceğini söyledim. Umduğum gibi de oldu, ağlamayı
kesip, "Gerçekten öyle mi?" dedi.
Ben de,
"Yaşım biraz daha büyük olsaydı alırdım
seni!" diye espri yaptım. Gülüp, "Hadi ordan yalancı!"
dedi, birden küçük çocuk edasına bürünmüştü. "Tabi sen istermiydin
orasını bilemem?" dedim. Yüzüme bakıp, "Gençsin,
yakışıklısın, yürüyüşün, duruşun var!"
dedi. Kardeşiyle aynı kelimeleri kullanıyordu ve benim Ego tavan
yapmıştı gene. Aynı taktikle yürümek istedim, "Sana
benim gibi koca mı yok abla, bulursun!" dedim. "Nerdeee? Olsa da
yalnızlığımı giderse!" dedi. "Bulana kadar
beni çağırırsın, sıkılmazsın!" dedim. Yüzüme
seksice bakıp, "Ya geceleri ne yapacam?" dedi. İlk hamlenin
ondan gelmesini bekliyordum, "Tamam, ara sıra geceleri de gelirim, sohbet
ederiz!" dedim. "Sadece sohbetle bitmiyor ama!" dedi. Benim de artık
sabredecek halim kalmadı. "Sen ne istersen onu yaparız!"
dememle dudaklarıma yapışması bir oldu.
İki
günde iki kuduruk karıyla sikişecektim ve bunlar abla kardeşti.
Zübeyde adeta bir boğa gibi üstümdeydi. Azgınlıktan
dudaklarımı kemiriyordu, arada dudaklarımı
ısırıp, garip sesler çıkarıyordu. Ben de ona uyup
ateşlice öptüm dudaklarını. Üstündekileri çıkarmadan elimi
içine daldırıp sütyeniyle birlikte sıktıp göğüslerini.
O da boş durmayıp tişörtümü çıkardı. Gene vahşice
boynumu öpmeye başladı. "Sakın morartma!" diye uyarmak
zorunda kaldım. O da ordan göbeğime indi, eliyle de pantolonumun
üstünden sikimi hissetmeye çalışıyordu. Aceleyle pantolonumu
boxerımla birlikte indirip, sikimi eline aldı. Biraz inceledikten sonra,
"Harika!" diyerek ağzına aldı.
Ama yok
böyle bir yalama. Sikimin hepsini ağzına alıp, diliyle de
başına darbeler atıyordu. Emerken de bir vakum gibi içimdekileri
çekiyordu sanki. Bunu bıkmadan isteklice yapıyordu, özlediği bir
duygu olduğu hemen anlaşılıyordu. Biraz daha yalayınca
boşalacağımı hissettim. Kaldırmak için hamle
yaptım, ama beni eliyle itip engelledi. "Boşalacam!" dedim,
ama hiç istifini bozmadan devam ediyordu. Çok geçmeden ağzının
içine fışkırtmaya başladım. Döllerimin tek
damlasını ziyan etmeden direk yuttu hepsini.
Hayatımın
en güzel saksosunu çekmişti bana. Am sikerken bile bu kadar erken
boşalmamıştım ben. Bir süre daha yaladıktan sonra
eteğini toplamaya başladı. Ama ben de hemen girmeyecektim içine.
Ondan önce davranıp koltuğa yatırdım bunu,
bacaklarını iyice aralayıp kırmızı külotunun
üstünden amını yalamaya başladım. Islaklığı
küloduna geçmiş, ben yaladıkca daha çok ıslanıyordu.
külotunu yana sıyırıp amını inceledim. Tek bir
kıl tanesi bile yoktu, kaymak gibiydi, geceden hazırlık
yaptığı anlaşılıyordu. Çizgi gibi birşey
vardı sadece, o çizgiden iki yana açılmış pembe am
dudakları çok tatlı görünüyordu. Dilimle aşağıdan
başlayıp ayırdım güzelce. Bu hareketi birkaç kez daha
yaptım. Zübeyde abla da değişik sesler çıkartıyordu. Kafamı
eliyle iyice bastırıp yalamamı istedi, orgazm olmak üzereydi
belli ki.
Ben de onu
kırmayıp, bir elimle iki yana açtım am dudaklarını ve
klitorisini emmeye başladım. Tek parmağımı da içine
sokuyordum. "Ohhh, devam et, sakın durma, geliyorum, nolur devam
et!" demeye, titremeye ve bacaklarını sıkmaya
başladı. Kafam arada sıkışmıştı. Sonra deli
gibi boşalmaya başladı. Suratıma işer gibi
boşalıyordu. Kaç kere fışkırttı saymadım. Daha
önce pørnø filmlerde görüp te inanmadığım sahneyi
yaşıyordum.
Zübeyde abla
kendine gelince, "Geçir artık, dayanamıyorum!" diye
bağırdı. Ben de hemen külodunu çıkarıp, küloduyla
amını sildim. Ama pek bir işe yaramadı, külodu da
sırıl sıklamdı. Yavaşca sikimin başını
soktum amına. Züveyde abla ani bir hareketle ayaklarını belime
sarınca, köküne kadar içine giriverdim. "Ohhh, içimi doldurdu! lütfen
bekle biraz!" dedi. Bacaklarını gevşetene kadar bekledim. Gevşetince
yavaş yavaş sonuna kadar çıkarıp, tekrar köküne kadar
sokuyordum. Ben soktukça kendini bana vurmaya başladı. Ben de
artık daha hızlı girip çıkmaya başladım. Deli
gibi sokup çıkarıyordum.
Zübeyde
ablanın şaftı kaymış bir şekilde altımda
inleyişi beni daha çok tahrik ediyordu, ikimiz de deli gibi zevk
alıyor ve bunu inleyerek gösteriyoduk. Salonda 'Şlap, şlap!' sesleri
ve inlemelerimiz sürerken yorulduğumu hissediyordum, ama pozisyonu
bozmadan devam ettim. Yavaşladığımı anlayan Zübeyde
abla kontrolü almak istedi, hemen beni yatırıp üstüme çıktı.
Vakit kaybetmeden amının içinde kaybetti sikimi ve zıplamaya
başladı. Taşaklarımı da almak istercesine sertçe
dövüyordu kasıklarımı.
Çok
geçmeden, "Boşalacam!" dedim. Zübeyde abla hiç istifini
bozmadı gene. Aynı şekilde zıplamaya devam ederken, beline
sarılıp boşalmam bir oldu. İtfaiye hortumundan fışkırır
gibi fışkırıyordu döllerim amının içine.
"Ohhh, döllerinle sula yanan amımı erkeğimmm!" diyerek
üstüme yığıldı. Nefesimiz kesik kesikti. Öyle
kalakaldık bir süre...
[Serdar]
|